İkarus

9/10
·227 syf.··
2026 7. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 28 Nisan 2026 19:16
Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın kuruluş sürecini, bunun halktaki yansımasını, dönemin insanını anlatan bir kitap. O döneme dair -en azından millici çizgide olmayan- bir kitap bulmak zor olduğundan keyifle okudum. Partinin kurulma amacı neydi? Parti Atatürk eliyle mi kuruldu? Halk demokrasiye hazır mıydı? Halk, halinden memnun muydu? Önce ekmeği düşünmesi gereken halk neden partizan olabiliyor? Pek çok soruyu, avukat Rahmi karakteri üzerinden işlenmiş bu romanda bulmak mümkün. Gerçekten iktidardan ayrı hareket eden memurlardan, katı bürokrasiden ve yüksek vergilerden bunalan köylüleri dizginleyebilmek için Kurtuluş Savaşı'ndaki düşmanlardan başka bir düşman bulunmalı ve insanlara umut aşılanmalıydı. Serbest Fırka hem bu umudu, hem de devamında komünistlerin partisi olarak lanse edilip her türlü olumsuzluğun kaynağı olan dahili düşmanı temsil ediyordu. Ayrıca o dönem Ankara'dakiler eleştirilse de halkın Atatürk'e bakışının hep görece olumlu olduğunu görüyoruz. Neticede partiler yüzünden kavga ediyor insanımız ama kazanan asla alttakiler olmuyor. Çünkü pastayı yukarıdakiler bölüşürken garibana kalan, tarlalarına yağacak yağmur için dua etmek oluyor. Kitabın adı boşuna ''Yağmur Beklerken'' değil. Açılan parti ve rant yüzünden araları açılan köylüler parti kapatılınca ürünleri için yine aynı yağmuru bekliyor. O günden bu güne köylülerin görece muhafazakar oluşunun, Demokrat Parti'nin iktidara gelişinin tesadüf olmayışının, halkın beklentilerinin portresi çizilmiş. Keyifli okumalar. Tarihi olayları genellikle halk nezdinde yaşanan olaylar zaviyesinden değil de siyasi tarih bağlamında öğreniriz hep. Çünkü tarih kitapları bu minval üzerine yazılmıştır. Ancak romanlar sayesinde spesifik bazı tarihi olayları halka dokunan yönü bakımından analiz etme şansı yakalarız. İşte bunun
Yağmur BeklerkenTarık Buğra · İletişim Yayınları · 20241,169 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
"Bin Muhteşem Güneş" kitap incelemesi
9/10
·430 syf.··
2026 4. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 09 Nisan 2026 01:26
Khaled Hosseini'nin dünyaca ünlü eseri "Bin Muhteşem Güneş", Afganistan'ın son 30-40 yıllık çalkantılı tarihini iki kadının gözünden anlatan, okuyucunun kalbine dokunan sarsıcı bir romandır. İlk kitabı Uçurtma Avcısı ile büyük bir başarı yakalayan yazar, bu ikinci romanında odağına kadınları, onların dostluğunu ve hayatta kalma mücadelesini almıştır. Konu ve Olay Örgüsü Kitap, 1960’ların başından 2000’lerin başına kadar uzanan geniş bir zaman diliminde geçer. Hikaye, iki farklı kuşaktan ve farklı sosyal sınıflardan gelen iki kadının, Meryem ve Leyla’nın yollarının trajik bir şekilde kesişmesini anlatır: Meryem: Bir zenginin gayrimeşru kızı (harami) olarak dünyaya gelir. Sevgisiz ve dışlanmış bir çocukluğun ardından, kendisinden çok büyük bir adam olan Reşit ile evlendirilir. Leyla: Kabil'de eğitimli bir babanın kızı olarak büyür, hayalleri olan modern bir genç kızdır. Ancak savaş, ailesini ve hayatını ellerinden alınca hayatta kalmak için o da Reşit ile evlenmek zorunda kalır. Başlangıçta birbirlerine rakip gibi görünen bu iki kadın, ortak acıları ve Reşit’in zulmü karşısında sarsılmaz bir dostluk geliştirirler. Kadın Hakları ve Zulüm: Kitap, Afganistan'daki rejim değişikliklerinin (monarşi, Sovyet işgali, iç savaş ve Taliban dönemi) kadınların hayatını nasıl bir hapishaneye çevirdiğini çarpıcı bir dille anlatır. Fedakarlık: Meryem'in Leyla ve onun çocukları için yaptığı fedakarlıklar, romanın en duygusal ve vurucu noktalarından biridir. Umut: İsmindeki "Bin Muhteşem Güneş" metaforu, en karanlık dönemlerde bile bir umut ışığının var olabileceğine işaret eder. Khaled Hosseini, karmaşık siyasi olayları ve derin insani acıları son derece akıcı ve sade bir dille aktarır. Okuyucuyu karakterlerin dünyasına çekmekte çok başarılıdır; kendinizi bazen Kabil'in tozlu
Bin Muhteşem GüneşKhaled Hosseini · Everest Yayınları · 2026119,5bin okunma
İçeriği rahatsız edici bir kitap!
7/10
·262 syf.··
2026 2. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 27 Şubat 2026 05:38
II. Dünya Savaşı’nın gölgesinde (hatta nükleer bir savaş ortamında) bir grup İngiliz erkek çocuk, tahliye uçağı düşince ıssız bir tropik adaya mahsur kalır. Yetişkin yok, kural yok, sadece çocuklar… Başlangıçta heyecan verici bir “macera” gibi görünür: Lider seçerler, ateş yakarlar, barınak kurarlar, kurtarılmayı beklerler. Ama zamanla düzen erozyona uğrar. Korku, açlık, güç hırsı devreye girer ve adadaki “oyun” yavaş yavaş karanlık bir gerçekliğe dönüşür.Golding, klasik çocuk macera romanlarını (örneğin Mercan Adası) bilinçli olarak tersyüz eder. Orada çocuklar medeniyeti korurken, burada tam tersi olur. Hikâye adım adım, neredeyse bilimsel bir soğukkanlılıkla ilerler; okurken “Bu çocuklar mı?” diye şaşırırsın. Ana Temalar (En Güçlü Yönü Bu)Uygarlık vs Vahşet: Romanın kalbi burada atıyor. Golding’e göre uygarlık, dıştan dayatılan ince bir kabuk. Kabuk kalkınca içimizdeki ilkel dürtüler (güç, korku, şiddet) hemen ortaya çıkıyor. Ralph’in “ateşi söndürmeyin, kurtarılacağız” mantığı ile Jack’in “avlanalım, eğlenelim, güç bizim” dürtüsü arasındaki savaş, insanlığın özeti. İnsan Doğasındaki Kötülük: Golding, “İnsan doğuştan iyi değildir, uygarlık onu dizginler” diyor. Çocuklar masumiyetlerini kaybederken, kötülük dışarıdan gelmiyor; içlerinden fışkırıyor. “Canavar” arıyorlar ama asıl canavar kendileri. Güç ve Liderlik Mücadelesi: Demokrasi mi, diktatörlük mü? Mantık mı, korku mu? Midye kabuğu (konuşma sırası) demokrasiyi, domuz başı ise korkuyla beslenen tiranlığı simgeliyor. Jack’in maske takıp “artık ben ben değilim” demesi, bugün bile çok güncel. Masumiyetin Kaybı ve Grup Psikolojisi: Mob mentality (sürü psikolojisi) inanılmaz işlenmiş. Birlikte şarkı söyleyip dans ederken cinayete dönüşen ritüeller, Stanford Hapishane Deneyi’ni andırıyor. Korku, bireyi nasıl sürüye
Sineklerin TanrısıWilliam Golding · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202597,4bin okunma
"Eskici ve Oğulları " kitap incelemesi
10/10
·378 syf.··
2025 6. kitabı
Orhan Kemal'in yapıtının adının “Eskici ve oğulları” olması romanın bu üçlü üzerine kurulması üzerine düşünmek gerekir. Aslında eskicinin Zeliha adında bir kızı da olmasına rağmen romanın adında bile onun adı, cinsiyeti yoktur. 1940’ların Türkiye’sinde ana geçim kaynağı toprak olan, pamuk olan Adana’da feodal kültürün, erkek egemen anlayışın yansıması kitabın başlığına da sinmiştir. Yine eskicinin bir adının olmayışı da dikkat çekici. Roman boyunca yapıtin odak figürü olan eskici “topal eskici” olarak adlandırılmıştır. Mesleği ve fiziksel özelliğiyle. Anlatıcı okurun, odak figürün özellikle bu yönünü seçmesini istemiştir. Eskici makineleşmeyle ve fabrikalaşmayla birlikte yaşamın ağır koşullarına direnen ve giderek emekçileşen zanaatkar grubunu temsil etmekte, takma bacağı ise yine bir savaşın yadigârı olarak ömür boyu yanında taşıyacağı bir yapay organ olarak kalacaktır. İşin kötüsü uğruna savaştığı ve bir bacağını verdiği o vatanda yaşayanlar ona hak etmedikleri şekilde muamele etmektedir. Bu durum eskicinin ağrına gitmektedir. Yapıttaki kişiler ve özellikleri şöyle sıralanabilir: Topal Eskici: Bir bacağını savaşta kaybetmiş, her gece içen, ağzı bozuk, sahibi olduğu dükkanda iki oğluyla çalışan bir ayakkabı tamircisi. Sürekli gelgitler yaşamaktadır. Sonunu düşünmeden çabuk sinirlenmekte, ağır sözler söylemekte, sonra da bu yaptığından pişman olmaktadır. Anlatıcı eskiciye bir ad koymamıştır. Bir bacağını Trablusgarp savaşında yitirmiştir. Savaştan döndükten sonra makineleşmeyle ve karşısında başka bir dükkan açan diğer eskiciyle rekabet edememekteyse de eski dükkanında kıt kanaat geçimini sağlamaya çalışmaktadır. Bacağının yokluğu, zengin bir sülaleden gelip yoksulluk içinde yaşamak zorunda kalışı, geçmişe duyduğu özlem, devletin kendisi gibi gazileri
Eskici ve OğullarıOrhan Kemal · Everest Yayınları · 20218,5bin okunma
Puan vermedi·268 syf.··
2025 5. kitabı
Ayaşlı ile kiracılarının hikâyeleri, okur-yazar bir kişi olan anlatıcının tuttuğu günlüğün sayfalarından takip edilir.Bunu Ayaşlı ile Kiracıları’nda anlatıcının " Şimdi yazarken korkuyorum: [Turan] Benim bu yazdıklarımı okur, bunlar içinde kendisini tanır, sonra günün birinde karşıma çıkar da: ‚Sen benim için ne saçmalar yazmışsın? Yazacak başka şey bulamadın mı?‛ dese, ne derim? " kısmından anlıyoruz. Bu kitap cumhuriyetin ilk yıllarındaki Ankara'dan bir kesit sunar. Eğitimleri, uğraşları, dünya görüşleri farklı insanların ilişkilerini büyük bir ustalıkla sergiler; onların kişiliklerinde, dönemin bütün özelliklerini yansıtır. Ayaşlı’nın geçici ev sahibi olduğu bina, dokuz odanın sakinlerinin (yaklaşık 16 kişi) tek bir mutfağı ve banyo/tuvaleti ortak kullandıkları, temel ihtiyaçlarını karşılayan bir hizmetçiye sahip oldukları geçici bir mekândır. Dokuz odaya dağılmış kişiler neredeyse her söz ve eylemleriyle bir nevi otel olan binadaki varlıklarının iğretiliğine işaret ederler. Ya bir iş takibi için devlet kapısına gelmişlerdir, ya bir ev bulana kadar idare etmektedirler ya da bir evi çekip çevirebilecek beceri ve niyetten yoksundurlar. Odaların temizliğinin, çamaşır yıkama işinin, kimi zaman yemeklerin ortak hizmetçi tarafından yapıldığı, misafirlerin hizmetçi marifetiyle ağırlandığı bu mekan, günümüzün rezidanslarını andıran bir işlev görür: Bir evin sahibinden talep ettiği yoğun emek ve/veya ilgiden tasarruf ederek, bireysel hazlara, kariyere ve sosyal hayata daha fazla yoğunlaşma imkanı sağlar.
Ayaşlı ile KiracılarıMemduh Şevket Esendal · Bilgi Yayınları · 20219,4bin okunma