Yalnızca sibermekânda değil, ilaç ve biyo-genetikten cinsel ilişkinin kurallarına ve insan haklarına dek birçok farklı ve muhtelif alanda en temel etik ilişki biçimlerini belirleyecek temel kurallar yaratma ihtiyacıyla karşı karşıyayız, zira artık herhangi bir büyük Öteki formundan, güvenli ve sorunsuz bir ahlaki çapa olarak işleyecek simgesel referans noktasından yoksunuz.
Gitmeseydi de bunları diyemezdim büyük ihtimalle. Seni seviyorum, derdim bir tek. Derdim seni sevmem, yoksa ölürdüm rahatlıkla. Derdim seni sevmek, yoksa ölene kadar yaşardım rahatlıkla! Şimdi hangi gece rahat koyabilirim başımı yastığa.Sen ellerini de alıp gittikten sonra hangi ilaç kapatır yaralarımı?
Öleceğim günden kaç gün önceye tekabül eder gözlerinin gözyaşlarıma en son rast gelişi? Kalsaydı yanımda, korktuğumu söyleyebilir miydim göğsümü gere gere?Yaşamaktan da, ölmekten de ve hatta beni yaşamak ile ölmek arasında bırakan sevgisinden korktuğumu söyleyebilir miydim bir çırpıda? Seni seviyorum, diyebilirdim bir tek.
Zaman her şeyin ilacı, dediler defalarca. Aslında böyle gecelerde tam aksine zamanın hiçbir şeye ilaç olmadığını idrak ediyor. Zaman acıyı derinleştirip canlandırıyor, her defasında daha yoğun biçimde..
Öyle günlerde kitap okuyorum. Çünkü başkasına karşı duyulan sarsılmaz duyguların üstünde durmaktan daha büyük bir işkence yok. Bu sadece anlamsız duygusal tükenmişlik döngüleriyle sonuçlanır, hem kendim hem de beni dinleyen her kimse onun için. Fakat kitaplar farklı. Genelde ilaç gibi gelecek olan, durumuma ve düşüncelerime uyan kitaplar arar ve sayfaları yıpranana kadar onları tekrar tekrar okurum, her şeyin altını çizerim ve buna rağmen kitap, bana kazandıracak bir şeyler barındırmaya devam eder. Kitaplar benden hiçbir zaman bıkmaz. Zaman içinde, tamamen iyileşmemi sessizce bekleyerek bana bir çözüm sunarlar. Kitapların en güzel özelliklerinden biridir bu.