Puan vermedi·109 syf.··
Beğendi
·
2026 26. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2026 13:59
#okudumbitti #insanınyüceliğiüzerinesöylev Mİirandola, 1463-1494 dönemi İtalyan Rönesansı’nın en önemli filozoflarındandır. Çok yönlü bir aydın ayrıca birçok yabancı dil bilen klasik metinleri orijinal dillerinde okurmuş. Mistik ve hermetik konularda da oldukça araştırmaları varmış. Henüz 24 yaşındayken hazırlamış olduğu “İnsanın Yüceliği Üzerine Söylev”i eserinde insanın sınırsız potansiyelini, özgürlüğünü, kendisini nasıl eğitirse o olabileceği , ve kendi iradesiyle kendini şekillendirdiğini savunmuştur. İnsan kendisini en üst seviyelere de çıkarabilir aynı zamanda en alt seviyelere de indirebilen bir canlıdır. Mirandola’ya göre insan mucizevi bir yaratılıştadır. Hayatı boyunca karakterini inşa eder. Bu eser, İtalya Rönesans Hümanizminin en önemli eserleri arasında gösterilmektedir. Aynı zamanda kitapta yazar birçok mite, inanışa, filozoflara da atıfta bulunmuştur. Bu nedenle Platon’u ,Aristoteles’i, Hristiyanlığı ve Yahudi Mistisizminin farklı ifadelerle aynı ilahi hakikati anlattığını savunmuştur Kendini bilen, kendinde her şeyi bilir. Yazara göre Tanrı her varlığa belirli sınırlar koymuştur. Melekler ruhsaldır. Hayvanlar içgüdüleriyle hareket ederler. Bitkiler büyür ve gelişir. İnsan belirli bir özle doğmamıştır ne olacağı kendi özgür iradesindedir Kitapta yeni felsefi düşüncelere önem verilmiş ,tartışılmış Seneca,İbn Rüşd,İbn Sina gibi düşünürler ele alınmıştır. Büyüye de değinmiş yazar ve iki yönlü olduğunu bunlardan birinin kötü ve şeytanın işi olduğunu diğeri ise kâmil ve en yüce bilgelik anlamına gelen “mageyan”olduğundan bahsetmiştir . (Persler arasında ilahiyatçılar, ve kült önderleri magi olarak adlandırılır. ) Bu eser bana, insanın kendini değiştirme ve dönüştürme potansiyelinin uçsuz bucaksız olduğunu , eşsiz varlıklar olduğumuzu , hayat
İnsanın Yüceliği Üzerine SöylevPico Della Mirandola · Doğu Batı Yayınları · 202397 okunma
Puan vermedi·
Değerli dostlar, Heyecanla beklediğimiz, kıymetli hocamızın "İslam ve Hayat" adlı eseri yayımlandı. Bu eser, adeta karanlıkta yolumuzu aydınlatan bir aracın uzun farları gibi önümüzü görmemize, istikametimizi daha net belirlememize vesile oluyor. Rabbim hocamıza sağlık, afiyet ve bereketli bir ömür ihsan eylesin. Yolumuzu aydınlatan, ufkumuzu genişleten ve bizlere rehberlik eden nice güzel eserler kaleme almasını nasip eylesin. Amin "İslâm; insanın, fıtrat / yaratılış düzeni üzere, bir başka ifadeyle; ruh-beden, akıl ve vicdanının gereklerine göre hayatı yaşamasıdır. Bu manada İslâm, evrendeki ilâhî düzenin; insan hayatındaki izdüşümü mesabesindedir. Ne var ki diğer varlıklar; istem-dışı (zorunlu olarak) bu yaratılış düzenine tâbî olarak varlıklarını ve fonksiyonlarını sürdürürken; insanoğlu, yaratıcı kudret tarafından biyolojik yaşamında bu kurallara zorunlu olarak tâbî kılınmış, ancak manevî / ahlakî yaşamında kendi irade ve isteğiyle yaşama özgürlüğüne ve sorumluluğuna sahip kılınmıştır. İnsanın bu özelliği; bir taraftan ona özgürlüğü armağan ederken, diğer taraftan da sorumluluğu getirmektedir ki insanın sınav alanı da burasıdır. Bu sınav, insanoğlunun; hayatın her alanında ve bütün faaliyetlerinde, yaratan ve yaratılanlarla iletişiminde, insanîliği, ahlakîliği gözetmesidir.
İslam ve HayatHasan Elik · Marmara Akademi Yayınları · 20260 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
9/10
·112 syf.··
2026 8. kitabı
Kitapta, göz metaforu ve bu metafora geçmiş yüzyıllardan günümüze kadar yüklenmiş anlamlar üzerinde duruluyor. Öncelikle göz ile kastedilen kaos oluşmaması için, tıpkı bir bekçi gibi devamlı gözetimde olma eylemidir. Bu devamlı gözetim, öncelikle Tanrı üzerinden anlatılıyor. Doğal hukukun hakim olduğu zamanlarda, çözümlenemeyen vakıalar ilahi kurallara göre açıklanıyordu. Burada da buna benzer bir durum söz konusu aslında. Göz doğaüstü bir güce aittir. Bu doğaüstü güç ise Tanrı’dır. Burada anlatılan göz, Tanrının Gözü olarak ifade ediliyor. Daha sonra değişen egemenlik algısı ile göz metaforu tanrısallıktan uzaklaşıyor. Bu noktada öncelikle otorite kavramı gündeme geliyor. Hukuku hakikat değil, otorite belirler görüşü benimsenmeye başlanıyor. Otorite egemenlik göstergesidir ve emir verme yetkisiyle sağlanır. Özellikle burada Bodin’in görüşü önemli ve kitapta özellikle yer veriliyor. Bodin’e göre, emir verme yetkisi kimdeyse egemen odur ve ancak egemen olan emir verebilir. Buradan da anlaşılacağı üzere artık devamlı gözetim tanrı gibi metafizik bir güçten, daha somut ve fiziki olan egemene geçiyor. Buradaki egemenden kastımız hükümdarlardır. Bu noktada Thomas Hobbes gibi düşünürlerin görüşleri devreye giriyor. Daha sonrasında meydana gelen olaylar sonucunda artan hak, hukuk, insan hakları, eşitlik, adalet vb. kavramların ortaya çıkmasıyla ve bunun devamında verilen mücadeleler sonucunda anayasalar oluşmaya başlıyor. Ve bu anayasalarda temel insan haklarının sınırlanamayacağı, hükümdarın mutlak yetkilerinin kısıtlandığını görüyoruz. Bu da artık devamlı gözetimin hükümdara değil yasalara ait olmaya başladığını gösteriyor. Günümüzde artık göz metaforu yasalar üzerinden varlığını sürdürüyor. Yani artık kişilerin yönetimi yerine, yasaların yönetimi gündeme geliyor. Kısaca
Yasanın GözüMichael Stolleis · Ayrıntı Yayınları · 202131 okunma
Puan vermedi·296 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
·
38 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 22:29
Jack Holland'ın Mizojini: Dünyanın En Eski Önyargısı adlı kitabı, kadın düşmanlığının yalnızca bireysel önyargılardan ya da belirli dönemlere özgü toplumsal sorunlardan ibaret olmadığını; insanlık tarihinin büyük bölümüne yayılmış, kültürel, dinî ve siyasal yapılarla iç içe geçmiş köklü bir düşünce biçimi olduğunu ortaya koyuyor. Holland, Antik Yunan'dan Hristiyanlık geleneğine, Orta Çağ'dan modern dünyaya kadar uzanan geniş bir tarihsel çizgide kadınların nasıl sistematik biçimde "öteki" olarak konumlandırıldığını gösteriyor. Kitabın en çarpıcı yönlerinden biri, mizojininin yalnızca kadınlara yönelik nefret ya da ayrımcılık olarak değil, toplumsal düzeni kuran ve sürdüren temel mekanizmalardan biri olarak ele alınmasıdır. Kadın bedeni, kadın cinselliği ve kadınların toplumsal rolleri üzerine kurulan korkuların, tarih boyunca dinî öğretilerden hukuk sistemlerine kadar pek çok alana nasıl nüfuz ettiği etkileyici örneklerle anlatılıyor. Özellikle cadı avları bölümü, kitabın en düşündürücü kısımlarından biri olarak öne çıkıyor. Ancak bu noktada tarihçi Walter Stephens'ın yaklaşımı önemli bir katkı sunuyor. Stephens, cadı avlarını yalnızca kadın düşmanlığıyla açıklamanın yetersiz olduğunu savunur. Ona göre Avrupa'yı sarsan düşünsel, toplumsal ve dinî dönüşümler, insanların geleneksel inanç sistemlerine duydukları güveni zedelemişti. Cadı avları bu nedenle kör bir inancın değil, derin bir kuşkunun ürünüydü. İnsanlar eski ilahi düzenin hâlâ geçerli olduğunu kanıtlamak istiyorlardı. Şeytanın varlığını ispat etmek, aynı zamanda Tanrı'nın ve kutsal düzenin varlığını da doğrulamak anlamına geliyordu. Dönemin düşünürlerinin şeytanın bedensel yapısından insanlarla nasıl ilişki kurduğuna kadar uzanan ayrıntılı açıklamalar üretmek zorunda kalmaları da aslında inançlarının yoğun bir
Mizojini - Dünyanın En Eski ÖnyargısıJack Holland · İmge Yayınları · 2019390 okunma
9/10
·218 syf.·
2026 154. kitabı
Aşkın Simyası Mustafa Armağan Mustafa Armağan’ın Haziran 2026’da yayımlanan 50. ve son eseri "Aşkın Simyası", yazarın külliyatında apayrı bir yerde duruyor. 218 sayfalık bu çalışma, ne tam bir şehir ne de tam bir tarih kitabı, her ikisinden de beslenen özgün bir deneme kitabı... Ekseriyeti 3-5 sayfalık kısa ve akıcı denemelerden oluşan kitabı iki ana eksene ayırmak mümkün: İlki, ilahi aşk tasavvuru ve manevi rehberlerin izini süren kısım. İkincisi ise şehirler, mekânlar ve insan ilişkileri üzerinden inşa edilen o derin medeniyet ve yaşam tasavvuruydu. Kitabın dili o kadar duru ve sürükleyici ki, elimden bırakamadan 24 saat bile geçmeden bir solukta bitirdim. Metinler arası geçişler ve üsluptaki aşinalık, okuru yormadan, dingin ve keyifli bir tefekkür yolculuğuna çıkarıyor. Eserde özellikle Mevlânâ ile Muhammed İkbal arasındaki asırlık manevi bağın ve köprünün işlenişini çok başarılı buldum. Bununla birlikte yer yer Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’ne ve Risale-i Nur’a yapılan ufuk açıcı atıflar ile alıntılar metne harika bir ruh katmıştı. Genel hatlarıyla çok keyif alarak okuduğum ve beğendiğim bir kitap oldu. Belki bazı temalar ve felsefi arka plan bir parça daha derinleştirilebilirdi lakin bu haliyle de kalbe ve zihne dokunan bir eser olmuş...
Edebiyat
Aşkın SimyasıMustafa Armağan · İnsan Yayınları · 20261 okunma
Platon’un Şölen’inde Dostluğun Anlamı
Puan vermedi·120 syf.··
2026 2. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 21:01
Platon’un şölen ve dostluk eseri Sevginin ve Dostluğun doğasını tartışan başyapıtlarından biridir. Atinalı seçkinlerin katıldığı bir içki meclisinde geçer; konuşmacılar sevgiyi fiziksel arzudan ilahi güzelliğe kadar çeşitli yönleriyle ele alır ve eser, ruhu idealler dünyasına taşıyan bir felsefi rehber niteliğindedir. Şölen - Dostluk Platon (Eflatun)
Şölen - DostlukPlaton (Eflatun) · İş Bankası Kültür Yayınları · 20155,2bin okunma