wattpad yazarları
Öncelikle son bir aydır hiç aktif değilim kusura bakmayın lütfen😭 Bu ay hiç kitapta okuyamadım, bu gönderiyi de hem anlık bir sinir dalgasıyla hem de ölen aktifliğimi geri getirmek amacıyla yazıyorum^^ Ve ilk olarak şunda bir anlaşalım, wattpad bir tür değil bir platformdur aynı şekilde klasiğinde bir tür değil sadece "klasikleşmiş ve zamansız, değerini kaybetmemiş" kitapları içerdiği gibi. Beni en irite eden şeylerden biri de "wattpad yazarı" ifadesi. Wattpad hakkında ki fikrim birçoğunuza uymayabilir ancak ben wattpad'te içerik yayınlanmasından ve wattpad'te yayınlanmış şeyleri okumaktan utanmıyorum. Platformu nasıl kullandığınızla ilgili bir durum bu. Yani şöyle düşünün... Şu an "wattpad yazarı" olarak anılmayan ama güncel olarak yazan Türk yazarlardan bahsedelim, Ahmet Ümit mesela. Eğer kitaplarını basmadan önce wattpad de yayınlasaydı mesela, yine wattpad kitabı mı olurdu? Kaç yaşında adam o zamanlar neden bununla uğraşsın demeyin lütfen, sadece bir düşünce. Belki kitaplarını dijitalde yayınlatmak isteyip wattpad de paylaşsaydı yazdıkları değerini kaybeder miydi? (yazdıkları edebi mi bilmiyorum hiç okumadım ancak okunan ve wattpad yazarı olarak anılmayan biri) Wattpad'in bir etiket damgası haline geldiğini düşünüyorum. İster dark romance yazın, ister distopya ister fantastik hatta wattpad'de kitap yayınlatmış olmasanız bile genç bir Türk yazarsanız, olay örgüsü odaklı bir şeyler yazıyorsunuz bu damgayı yiyorsunuz. Wattpad utanılacak bir şey değil bence, içerik haznesi çok geniş, ve kötü "cringe" içeriklerin olması oradaki tüm eserleri çöp yapmıyor. Ama işte bu etiket birçok kişinin bakışını değiştiriyor. Akıcı ve sade bir dil yazarsanız; edebi değil ve boş, edebi cümleler ve betimlemeye yer verirseniz; klasik yazmaya çalışmış ama becerememiş,
1000Kitap
George Orwell Hatırlamak
‘Büyük Birader’ bizi sadece gözetlemekle kalmıyor; kafamızı karıştıracak, bedel ödememize yol açacak gerçekleri de ayıklıyor. Yok etmek boşluk oluşturacaksa hakikati yeniden üretiyor. Ve bunu aralıksız yapıyor ki biz hata edip yanlış düşüncelere kapılmayalım. 1984 romanının yazarı George Orwell kurgusal bir dünya yazdı; bir karabasan olarak resmettiği ülkede en önemli kurumlardan biri ‘Gerçek Bakanlığı’ idi. Ana karakter ‘Winston Smith’ ve mesai arkadaşlarının görevi; gazete arşivlerini, kitapları, makaleleri ve fotoğrafları yani gerçeği, partinin direktifleri doğrultusunda sürekli değiştirmekti. Dün yaşanan bugün ‘düzeltiliyor’, insanlar da inanmak zorunda kalıyordu. Rejimin hain ilan ettiği veya buharlaştırdığı kişilerin isimlerini tüm tarihi kayıtlardan, doğum listelerinden ve gazete arşivlerinden siler; hiç var olmamış gibi tarihten kazırlardı.  Bu düzende iç ve dış düşmanlar da sıklıkla yer değiştirirdi. Öyle ki vatandaşlar yanlışlıkla bir düşmana övgüler dizerek hain durumuna düşebilirdi. ‘Okyanusya’ en son kiminle savaştaydı, barış ne zaman geldi, yeni savaş hangi ülkeyle ve ne zaman başladı? Doğru bilgiyi ancak Gerçek Bakanlığı bilir. Ve elbette her seferinde tarihin yeniden yazılır. Kitapları yakıp yeniden yazmak, gazete arşivlerini değiştirmek, tarihi vesikaları yeni gerçeğe uyarlamak… Bunlar işin kolay kısmı. Ya zihinler, ya hafızalar… İşte tam burada ‘çift düşün’ devreye giriyor. Birbirine tamamen zıt iki inancı veya gerçeği aynı anda zihninde barındırmak mümkün mü? Tanık olduğun ya da bizzat içinde yer aldığın olayın hiç yaşanmamış olmasını sağlıklı bir zihin nasıl kabullenir?  Mümkün. Bilinçsizliği bilerek seçiyorsan, sistemli biçimde kendini kandırıyorsan ve bunun farkındaysan, mümkün ve kolay. Bunu sistemin nimetleri karşılığında yapanlar, aynı
Duygu ve Düşünce
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kendisiyle konuşmakta olan arkadaşı ona hitaben, “Yoksa sen” dedi, “Seni topraktan, sonra nutfeden (sperm) yaratan, daha sonra seni bir adam biçimine sokan Allah’a da mı inanmıyorsun?” Kehf suresi Oysaki Yel Musa hem gavurun babası hemde müminin atası idi Mardin savurda yıllarca zabitlik yapar soyu seyyidlere dayanır Kuraan okur hatim günlerinde sadakalar dağıtır çocukları ağlatmaz güldürürdü gavur poyrazda tek gözünü kaybetsede define aramaktan zulüm yapmaktan çekinmez tarlaları istimlak eder kazı çalışması yapar ve o taş ev tek oda sahibi insanları dışarı atardı Evladımı kaybetmiş olsamda hiç ağlamıyorum çünkü bir insanı zorla evinden atarsanız zulüm gelir kapıyı çalar ve bir köy kahvesinde evine göz koyduğu birisi tarafından tam alnından vuruldu Diğer oğlumda amansız bir verem hastalığına yakalandı oğlumu vurana analık hakkımı helal ettim derken sabiha kadın kırdığı ağaçları sobaya göz yaşlarını ise içine atıyordu bu koca kadının saçları hep hüzünden aklaşmıştı Hükümet konağına gidip teslim olan deli ilyas şunları diyecekti sizler böbürlenme ve kibir ile üzüm bağlarına girer ağaçları incitirsiz peki birisi karşınıza geçip hesap sorduğunda onu niye eşkıya ilan edersiniz kıyametin kopmayacağını mı sanıyorsunuz vali bey hükümet ey zalim kaymakam insanlara hırsız der kolayca elini keserseniz peki zalimin elini hiç kesilmezmi zannedersiniz sizi ahmaklar
Din
Neden hep ben iyi davranmak zorundayım. Herkes istediği gibi davranıyor ama benim azıcık tersimi gören hemen kötü ilan ediyor beni.
Toplumun kadınları giydikleri şeyler üzerinden sürekli cinselleştirmesinden gerçekten bıktım. Bir kadın ne giyerse giysin, hatta tamamen kapalı giyse bile bir şekilde laf edecek, sorun çıkaracak bir detay bulmayı kesinlikle başarıyorlar. Kendileri yarı çıplak dolaşırken, giydikleri daracık pantolonlarıyla tüm uzuvları belli olurken sorun olmuyor ama bir kadının bileğinin, boynunun, saç telinin ya da koltuk altı gibi rastgele bölgelerinin görünmesi tartışma konusu oluyor. Asıl tartışma konusu kıyafetin açıklığı değil tamamen kadını her an cinsellik odağı olarak gören o hastalıklı bakış açısı olmalı. Sadece giyinişimizle de kalmadı, en temel en insani sağlık durumumuz olan regli ve ped almayı bile bir bir utanç kaynağı haline getirdiler. Bakkaldan ped alırken sanki yasa dışı bir şey alıyormuşuz gibi gizli saklı, alelacele siyah poşetlere tıkıştırılmasından bıktım. İnternetten sipariş verdiğimiz bir iç çamaşırı markasının logosunu gördüğü an sırf o sapkın merakları yüzünden paketi yırtıp içine bakan kargocular var bu ülkede. Bir kadının ne satın aldığını ne giyeceğini dikizlemek için başkasının kargosunu kurcalayanların yaptığı açıkça ahlaksızlıktan başka bir şey değil ama ne hikmetse ihtiyacımız olan bir şeyi gizlemediğimizde asıl ahlaksız biz ilan ediliyoruz. Kadının varlığını, hakkını, bedenini ve mahremiyetini kendi pis dürtülerine meze eden bu aşağılık kişilerden de, bu zihniyeti besleyen bu düzenden de tiksiniyorum.
Alıntı
SELİM GÜRBÜZER KİTAPLARI-KDY
GÜNEŞ DOĞUDAN DOĞAR Orta Asya’dan Nizam-ı Âlem’e SELİM GÜRBÜZER Uzun yıllar uğraşı sonucu oluşan Güneş Doğudan Doğar adlı eserim 2022 yılının son aylarında Kitap Yurdu Doğrudan Yayıncılıktan (KDY) okuyucuyla buluşup, yayımlanan eserim 9 ayrı bölümden oluşmakta. Ve bu eser 454 sayfa hacimlidir. Kitabın önsözünde şu ifadelere yer verdim: “Allah-ü Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerine sonsuz hamdu senalar, Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v)’e salat ve selam olsun. Eser incelendiğinde Orta Asya’dan başlayan bu kutlu yolun Balkanlar’a uzandığını, oradan da Viyana kapılarına kadar uzandığını görürüz. Orta Asya’dan başlayan bu koşunun hem maddi hem de manevi cephesini okuyucuya ilginç geleceğini umduğum bir üslup çerçevesinde dikkatinize sunmaya çalıştığım görülecektir. Tabii ki, bu uzun soluklu koşuyu bir solukta anlatmanın mümkün olmadığının idrakiyle ortaya karınca kararınca ne koyabilirsek buna da şükretmemiz gerekecektir. Hem nasıl şükretmeyelim ki, hele bilhassa tarihi süreç içerisinde Başbuğu Hakanlara ışık saçan Gönül Sultanlarının manevi tasarruf ve sohbet iklimi altında bu eseri kaleme almanın hazzını almak bile başlı başına bizim için büyük bir nimet olsa gerektir.. Bu nedenledir ki eserin hazırlanmasında yaklaşık 10 yıllık bir süre içerisinde büyük bir titizlikle defalarca gözden geçirip olgunlaştığına kanaat getirdiğim noktada 2022 yılın son ayı itibariyle vira bismillah deyip siz değerli okuyucularımın beğenisine sunmuş durumdayım. Oldu ya, şayet anlatılması gereken gözden kaçan hususlara değinmeyip ya da anlatımlarımızda sürçülisan babından hatalarımız olduysa da şimdiden okuyuculardan bizleri mazur görmelerini dilerim. Her ne kadar Orta Asya’dan Nizam-ı âleme giden yolun tarihi akış çerçevesini tam