Herkes hayattan bir şey almak ister ancak ona bir şey vermek istemez. Çoğu kimse hayata menfaatçi, zorba, asalak bir halde atılır. Hayatın anlamını bu asalaklıkta arar.
Anne-babaların, çocuklarının beyinlerini, kalplerini işlemeden kendi haline bırakmaları akla, vicdana uygun değildir. Hatta böyle ihmalkârlık ahlâksızlıktır, cinayettir. Çünkü çocukların iyi terbiye görüp görmemesi konusu yalnız anne-babayı ilgilendiren bir konu olmayıp aynı zamanda toplumu, devleti de ciddi şekilde ilgilendiren önemli bir meseledir.
İstediğiniz kadar harika anayasalar yapınız, özgürlükler alanında da halka istediğiniz kadar hak tanıyınız, istediğiniz kadar sosyalizmin veya liberalizmin sihirli gücüne inanınız; eğer çocuklarınız gerektiği gibi eğitim alamazlar, hayata bir hiç olarak atılırlarsa, yasalar ve bütün sosyal haklara rağmen toplumsal hayat yine de sönük, ruhsuz olacaktır. Böyle bir nesilden gelen memurlar bencil, uyuşuk; devlet adamlarıysa politik madrabaz olurlar. Politikacılar, çıkar peşinde koşarlar.
Okullar yeni neslin bilincini körelten, kalbini karartan birer karanlık mağara olur. Basın, sokak kadınlarının albümlerine döner. Tok veya aç olan halk kitleleriyse kendilerine yabancı gelen her şeye, özellikle varlıklı sınıfa mensup insanlara karşı nefret, kıskançlık ve intikam duyguları beslemeye başlarlar. Bizim yeni, genç vatanımız sizden böyle şeyler beklemiyor! Finlandiya'nın istikbali büyüktür. Burada herkes tok ve halinden memnun olmalıdır. Kendi hayatınızı ve toplum düzenini buna göre şekillendiriniz.
-Snelman