Nefret ettiğim bir şey daha varsa, o da insanların kendinizi berbat hissettiğinizi bildikleri halde neşeyle hatırınızı sorup, “İyiyim,” demenizi beklemeleridir
Paris’i, kentten hızla uzaklaşan bir trenin yük vagonundan seyretmeye benziyordu bu; hani kent her saniye biraz daha küçülür ama insan gerçekte kendisinin küçüldükçe küçüldüğünü, yalnızlaştıkça yalnızlaştığını, bütün o ışıklardan ve çoşkudan saatte bir milyon kilometre hızla uzaklaştığını hisseder ya, onun gibi bir şey işte.
Zülfü Livaneli’yle Huzursuzluk kitabıyla tanışmıştım. Huzursuzluk beni öyle derinden etkilemişti ki hayata karşı olan bakış açımı değiştirdi diyebilirim. Serenad’da aynı derecede beni müthiş etkileyen bir kitaptı. Zülfü Livaneli’nin yalın kalemi sizin hikayenin içine sürükleyip bir parçası yapıyor. Huzursuzluk’da kendime “Bunca zaman neden erteledim?” diye kızmıştım . Aynısı Serenad içinde geçerliydi. Okumayı düşünüyorsanız asla ertelemeyin alın ve okuyun derim.
SerenadZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2015164bin okunma