Ayın, eski çağlarda pek çok toplum tarafından kutsal bir varlık olarak kabul edildiği bilinmektedir. İnsanların, rahat bir biçimde gözlemleyebildikleri iki gök cisminden biri olan ay, güneş ile kıyaslandığında güneşten tamamen farklı özelliklere sahiptir. Güneşin her zaman aynı kalması ve herhangi bir değişim göstermemesine karşın ay büyür, dolunay hâline gelir, küçülür ve hatta kaybolur. Ay, bu özelliğiyle tıpkı bir ölümlü bir canlıyı çağıştırır. Ancak ayın karanlıklara gömülmesi, onun için kesin bir son anlarına gelmemektedir. "Ölüm"ün ardından yeniden "doğuş" gelir ve bu döngü sürekli olarak tekrar eder.
Ayın bu hareketini sürekli olarak tekrarlaması ve bu sonsuz döngüsellik, onun yaşamın ritimlerini mükemmel bir biçimde temsil eden bir gök cismi olarak kabul edilmesine neden olmuştur. Bu nedenle ayın, sürekli oluşum yasasıyla yönlendirilen tüm kozmik düzlemleri -sular, yağmur, bitkiler, bereket - denetleyen bir varlık olduğu inanışı doğmuştur. Doğadaki görüngülerin, ayın ritminin etkisi altında veya bu ritme göre birbiriyle ilişki içinde olduklarına inanılmıştır.
Kadim toplumlarda, yağmur ve gelgit başta olmak üzere, canlıların büyümesini sağlayan ve onlara hayat veren suyun; ayın etkisi altında olduğu gözlemlenmiştir. Ayrıca, yine tarımın keşfinden önceki dönemlerde bile; ay ve bitkiler arasındaki ilişkilerin keşfedildiği bilinmektedir. Ay ve bitkiler arasındaki organik bağ, birçok toplumda "Ay Tanrısı"nın, aynı zamanda "Bereket Tanısı" olarak kabul edilmesine yol açmıştır.
Pek çok antik çağ toplumunda, ayın güneşle birlikte anıldığı ve kutsallaştırıldığı görülür. Bu toplumlarda, çoğunlukla güneşin gündüzü; ayın ise geceyi yönettiğine inanılmıştır.