Time gazetesi Kesin İnançlılar kitabı için, "Yirminci yüzyılın en etkili kitaplarından" demiş. Ben de bu fikre kesinlikle katılıyorum. Babamın ilk olarak 1992 yılında okuyup sonra yıllar boyu baskısını bulmak için neden uğraştığını çok iyi anladım. Onun tavsiyesiyle okudum.
İlk olarak yazarın hayatından bahsetmek istiyorum kısaca çünkü kitabı farklı bir bakış açısıyla okumanızı sağlıyor. Eric Hoffer 1902 doğumlu ABD'ye göç etmiş Alman Yahudi bir ailenin tek çocuğu. 5 yaşında annesini kaybediyor, 7 yaşında kör oluyor ve 15 yaşında tekrar görmeye başlıyor. Ya yine göremezsem korkusuyla da çok fazla okuyor. Montaigne'in Denemeler kitabından etkilenip yazmak istiyor ve buna zaman ayırabilmek için haftada bir kaç gün çalışacağı liman işçiliğine başlıyor. Gözleme dayalı olan Kesin İnançlılar 1951'de yayımlanıyor. 1960'larda liman işçiliğini bırakıp Berkeley Üniversitesi'nde misafir hoca olarak dersler bile veriyor. Yani bu kitap tamamen bir birikim ve gözlem kitabı. Yazarın da belirttiği gibi bir ders kitabı değil, düşünceler kitabı.
Kitap boyunca gerek kendi ülkemde gerek tüm dünyadaki birçok kitle hareketinin hem psikolojik hem de sosyal nedenlerini okudum. Herhangi bir inanca ya da ideolojiye karşı ya da destekleyici bir tutum yok tarafsızca incelenmiş sadece. Hitler, Fransız İhtilali, Haçlı Seferleri ve aklınıza kitle hareketi olarak ne gelirse hepsinden az çok bahsetmiş ve ortak ve farklı noktaları belirlemiş. Kendi içine dahil olduğum düşünce sistemlerinin bile beni nasıl etkileyebileceğini görmek şoke etti beni. Okurken her cümlede kendinizi sorgulayacak, olaylara bakış açınızı kalıcı olarak değiştirecek ve dünyaya farklı bir şekilde yaklaşacaksınız. Bu kitabın nasıl daha ünlü olmadığına şaşıyorum doğrusu. Hatta daha çok insan tarafından bilinmiyor olması bile
"Bir insanın işi meşgul olunmaya değerse, o insan muhtemelen kendi işiyle meşgul olur. Fakat öyle değilse, o kişi kendi anlamsız işleri yerine başkalarının işiyle meşgul olur."
Nora Roberts'la yıllar önce Anahtar üçlemesiyle tanışmış ve yazarın diline aşık olmuştum. Ancak polisiye sevmem diyerek şu ana kadar hep Ölüm serisinden uzak durmuştum. Bu kitap kesinlikle önyargılarımı yıktı.
Kitap gelecekte,2058 yılında geçiyor. Teğmen Eve Dallas ise bir seks işcisinin cinayetini araştırmakla görevlendirilmiş başarılı bir polis. Bu araştırma sırasında şüphelilerden biri olan Roarke'ın da hayatına yaratacağı etkiden habersiz. Yani kitabımızda hem polisiye hem romantizm bol miktarda bulunuyor. Dediğim gibi normalde polisiye sevmem ancak beni öyle bir bağladı ki bu kitap kendimi sadece cinayet çözmeye odaklı değil de o süreci okumaktan zevk alır halde buldum. Eve ve Roarke ilişkisi benim için biraz fazla hızlı ilerledi o nedenle bir süre Roarke'a olan önyargılarımla boğuştum ama o kadar güçlü bir çekim vardı ki aralarında ben bile pes etmek zorunda kaldım. Kesinlikle sizi cinayetin içine çekip her romantik sahnede kalbinizin çarpmasına neden olsa da bu kadar beğenmeme rağmen beni en çok etkileyen şey romantizm ya da polisiye kurgusu olmadı. Ben özellikle şu günlerde televizyonu açıp haber izlemeye korkarken, bu kadar kadın cinayetini sindiremezken, Nora Roberts gerçekçi diliyle öyle güzel mesajlar vermiş ki bana tokat gibi çarptı. Eve Dallas üzerinden travmalı bir geçmişin izlerini kendi canım acırcasına okudum. O cinayetleri engellesin istedim, biz engelleyelim istedim. Uzun süredir bu kadar güçlü bir karakterle tanışmamıştım. Roarke'u sevdim ama Eve'e aşık oldum.
Bu arada bu kitabın bir yetişkin kitabı olduğunu ve dilinin oldukça gerçekçi hatta sert oldugunu da eklemem gerekiyor. Belli bir yaşın altındaysanız okumak için biraz beklemenizi öneririm.
Seri şu anda 53 kitaptan oluşuyor ve ne yazık ki tüm kitapların baskısı yok sevgili epsilonyayinlari