Algının Doğası: Zihnin Kendi Çalışma Şeklini İfşa Etmesi
Bilişsel psikoloji ve algı felsefesi açısından bakıldığında, bir öznenin dış dünyaya veya diğer insanların eylemlerine getirdiği açıklamalar, o eylemlerin nesnel gerçeğini değil; öznenin kendi zihninin, bilincinin ve zekasının çalışma şeklini gösterir. İnsan zihni, dış dünyayı pasif bir kamera gibi kaydetmez; onu kendi içsel şablonları, evrimsel kodları ve entelektüel kapasitesi nispetinde yeniden inşa eder. Bu durum, gündelik sosyal ilişkilerin analizinde belirgin şekilde kendini gösterir. İndirgemeci bir zihin, karmaşık insan davranışlarını tek boyutlu neden-sonuç ilişkilerine sıkıştırma eğilimindedir: Bir kişinin kitap okuması, ağırlık kaldırıp spor yapması veya aksine sessiz kalıp konuşmaması; sadece "güzel gözüküp ilgi çekme" dürtüsüyle açıklanır. Bir başkasının iletişim kurma çabası yalnızca "cinsel bir amaca", siyasi bir eleştirisi ise doğrudan "karşı tarafa aidiyete" indirgenir. Karşıdaki insanı ve eylemi tek bir kalıba sığdırıp "Demek ki bu yüzden yapıyorsun" hükmüne varmak, aslında o eylemin gerçekliğini değil, gözlemcinin zihinsel işlemcisinin sınırlarını ilan eder. İlk kurulan cümle ve getirilen ilk açıklama, o bilincin entelektüel derinliğinin sınır çizgisidir. Aynı algısal inşa süreci, sanatta da tam anlamıyla geçerlidir. Sanat eseri nesnel bir form olarak orada durur; ancak ona anlamı ve derinliği üfleyen, alıcının bilincidir. Alıcının zihinsel filtreleri ve kapasitesi ne kadarına elveriyorsa, sanat eseri onun dünyasında o kadarlık bir yer kaplar. Bu yüzden aynı yapıt, farklı zihinlerde tamamen zıt anlamlar barındırabilir: Birisi için hiçbir anlam ifade etmeyen, kaotik ve "boş çiziklerden" ibaret olan modern bir tuval; bir başkası için insanın içsel trajedisini ve varoluşsal sancısını anlatan bir şaheser haline gelebilir. Birisi için sadece
Felsefe-Düşünce
Sevmek, sadece birine karşı ilgi duymak ya da onu beğenmek değildir. Gerçek sevgi; karşısındaki insanı olduğu gibi kabul etmeyi, onun mutluluğunu istemeyi ve gerektiğinde fedakârlık yapabilmeyi içerir. Sevgi, insanın bencilliğini aşmasına yardımcı olur. Bir anne ile çocuğu arasındaki bağ, dostların birbirine duyduğu güven ya da iki insan arasında gelişen derin bağlılık, sevmenin farklı biçimlerini gösterir. Bu yönüyle sevgi, insanı olgunlaştıran ve ona yaşamın anlamını hissettiren güçlü bir duygudur.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Yüksek bir bağlılık duygusuyla yaratılmıştı. En ufak bir ilgi kırıntısı, onun için derin anlamlar ifade edebilirdi. En ufak bir esintide, sonunu bilmediği yollara savrulmaya meyilliydi. Belki de bu yüzden, ömrü boyunca insanların sert duvarları, keskin bıçakları ile imtihan oldu. Yok hükmündeydi yıllarca, bu isyandan gelen beşerin gönül toprağında kök salmak isterken. Kuyudaydı Yusuf gibi. Öyle ya, her şey zıttı ile tedavi edilirdi. Belki de tüm bu yaşanılanlar,tüm bu acılar, bu ızdıraplar...onun kurtuluşu, onun şifası olacaktı.
Duygu ve Düşünce
Film tavsiyeleri// bilm kurgu // aksiyon
`Hypnotic` (2023) // `hipnotik` zihin avı yönetmen koltuğunda `Robert Rodriguez`’in oturduğu, başrolde ise `Ben Affleck`’in yer aldığı, “`inception` ile `now you see me` arasında bir yerde takılayım” deyip zaman zaman ipin ucunu kaçıran `bilimkurgu-gerilim` filmi. film, kayıp kızını arayan bir dedektifin gizemli bir banka soygununu araştırmasıyla başlıyor. ama çok kısa süre içinde anlıyorsun ki mesele banka soygunu falan değil. mesele gerçeklik. daha doğrusu: gerçek sandığın şeyin ne kadarının gerçekten sana ait olduğu. film boyunca sürekli şu soruyla baş başa kalıyorsun: “`şu an izlediğim sahne gerçekten oldu mu?`” çünkü hikâye ilerledikçe: - hafıza - algı - hipnoz - zihin manipülasyonu birbirine karışmaya başlıyor. özellikle ilk yarısı oldukça sürükleyici. film sürekli yeni bilgi veriyor, yeni kapılar açıyor ve seyirciyi diri tutuyor.
Ben diyorum ki iyi değilim
Bana dediği şey " ilgi mi istiyorsun sevilmek mi istiyorsun " ben diyorum ki bak kimsem yok benim sadece bir senim var sen diyorsun ki "kafanda kurma " sen söyle şimdi ben kime koşayım sen söyle sen ben geleceğim ol diye dua ettiğim adama nasıl beddua edeyim sen söyle lan kafayı yedim sen söyle
Duygu ve Düşünce
Sevildiğini bilmekten doğan sevinç, insandan çevresindeki varlıklara ve nesnelere de sirayet ediyor. Başka bir ifadeyle, sevildiğini bilen bir kalbin mutluluğu, kabına sığmayıp dışarı taşmaya başlıyor. Ne diyordu Türk tasavvuf ve halk şairi Yunus Emre: "Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım. Sevelim, sevilelim, dünya kimseye kalmaz." Yunus Emre'nin öğretisinin temeli, insanı ve tüm yaratılanları Yaradan'dan ötürü sevmeye dayanır. Bu bakış, dünyevi hırsların ve kavgaların geçici olduğunu vurgulayarak insanları hoşgörüye, hakikate, karşılıklı anlayışa ve muhabbete davet eder. Evet, sevgi çoğu zaman maddi ve manevî yaraları iyileştiren bir ilaçtır aynı zamanda. Pes Etme Mucizeler Yolda kitabında şöyle bir cümle vardı: "Biliyor musunuz? insan ummadığı zamanda ilgi görünce hele bir de sevildiğini hissedince yol kenarındaki çiçeğe bile gülümsüyor."