“Yönetilenlerin can güvenliği ve insan olarak haysiyet ve haklarına saygı açısından, Tanzimat bürokrasisi ilginç bir düşünce yapısına sahipti. Bu yönüyle Tanzimat dönemi, Türkiye tarihinde anayasal monarşi hareketinin öncüsüdür.”
Dostoyevski hapishanedeki bir köpeği takibe alır ve yanından geçen her mahkumun onu tekmelediğini gözlemler. İlginç olan şey, köpeğin mahkumlardan kaçmaması ve yanına bir mahkum yaklaştığında adeta tekme yeme pozisyonu almasıdır. Dostoyevski de bir gün köpeğe yaklaşır ve tekme atmak yerine başını okşamaya başlar. Köpek bir süre şaşkın şaşkın ona baktıktan sonra hızla yanından uzaklaşır ve acı acı havlar. O günden sonra nerede Dostoyevski'yi görse ondan kaçar.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Maddenin bilinçli hale gelmesi en azından madde ve enerjinin ilk kez varoluşu kadar gizemli görünür. Bilincin gizemi insan düşüncesini meşgul eden en önemli konulardan biridir: Bir şey nasıl hiçlikten meydana gelebilir? Aynı şekilde hissedilen deneyim bilinçsiz maddeden nasıl meydana gelebilir? Avusturyalı felsefeci David Chalmers bunu ünlü "bilincin zorlu sorunsalı" ifadesiyle açıklamıştır' 1 -Hayvan davranışlarını açıklamak ya da beyinde hangi süreçlerin hangi işlevleri sağladığını anlamak gibi "kolay sorunların" tersine, zorlu sorunsal bu fiziksel süreçlerin bazılarının neden deneyimle bağlantılı olduklarını anlamakta yatar. Neden maddenin bazı konfigürasyonları maddenin farkın dalıkla parlamasını sağlar? 1 Büyük gizem genelde şöyle dile getirilir: "Neden hiçlik yerine bir șey vardır?" Ama benim açımdan daha ilginç bir soru (ve zorlu sorunsalla benzeşen soru) şu-dur: Hiçlikten nasıl bir şey doğabilir? Başka sözcüklerle ifade edersek: Bu soruyu sormanın bir anlamı var mıdır? Hiçlikten bir şey doğuran bir süreci nasıl anlayabiliriz?
Mektuplar Üzerine Birkaç Not
Necatigil'in mektuplar külliyatının altıncı kitabı olan Hani Seninle Susar, Yürür ve Susardık'ta yakın dostu Tahir Alangu'yla karşılıklı mektupları yer alıyor. 1933-1953 yılları arasında yazılmış mektupların bulunduğu kitapta, Kabataş Lisesi'nin ortaokul bölümünde filizlenen bir gençlik arkadaşlığının, edebiyat odaklı bir dostluğa dönüşmesinin izi sürülebiliyor: Çocukluk hevesleri, ilkgençlik aşkları, maddi sıkıntılar, hayaller, hayal kırıklıkları, öfkeler, isyanlar, okudukları kitaplar, merakla peşine düştükleri yazarlar, ilk şiirler, ilk yazılar, ilk çeviriler ve yıllar içinde Alangu'nun uzmanlık alanı olan masallar... Mektuplaşmaya öğrencilik yıllarında, ayrı düştükleri yaz aylarında başlayan iki arkadaş, 20 yıl boyunca mektup yazmayı sürdürüyor. 1943-1955 arasında askerlik, tayin vb nedenlerle Anadolu'nun farklı kentlerinde görev yapan Alangu'nun İstanbul'a dönmesiyle mektuplaşmalar sona eriyor. Mektuplarda karşımıza çıkan,"Yakınım Tahir, oysa seni pek o kadar da sevmiyorum. Ama bununla beraber yakınım Tahir" ya da "Mektupların on para etmez ama şiirlerinden bir şeyler anlamak kabil. Bana mektup yerine onlardan birkaç tane gönder, bana bir ay yeter" vb ifadeler, aralarındaki yakınlığın somut örnekleri... Alangu ile Necatigil'in 40 yıllık dostluğuna dair ilginç ipuçları içeren bu mektuplar, iki edebiyatçının geçmişte birbirleri hakkındaki yorumlarını ve görüşlerini dile getirdikleri yazıları da açıklar nitelikte:
"Benekli Kordon" Öyküsü İncelemesi Arthur Conan Doyle'un yazdığı "Benekli Kordon" (The Adventure of the Speckled Band), Sherlock Holmes serisinin en başarılı ve en gerilim dolu öykülerinden biridir. İlk kez 1892 yılında yayımlanan bu eser, yalnızca sürükleyici olay örgüsüyle değil, aynı zamanda beklenmedik sonu ve ustalıkla kurulan gizemiyle de polisiye edebiyatının klasiklerinden biri kabul edilir. Doyle, bu öyküde okuyucuyu sürekli ipuçlarını değerlendirmeye yönlendirirken, gerçek suçluyu ve cinayet yöntemini son ana kadar ustalıkla gizlemeyi başarır. Hikâye, insan hırsının ve açgözlülüğünün insanı ne kadar acımasız hâle getirebileceğini gösterirken, Sherlock Holmes'un gözlem gücü ve mantıklı düşünme becerisini de en iyi yansıtan maceralardan biri olarak öne çıkar. Öykü, genç bir kadın olan Helen Stoner'ın bir sabah erkenden Baker Sokağı'na gelerek Sherlock Holmes'tan yardım istemesiyle başlar. Helen büyük bir korku içindedir. İki yıl önce ikiz kardeşi Julia, evlenmesine kısa bir süre kala gizemli bir şekilde hayatını kaybetmiştir. Ölmeden hemen önce korku içinde "Benekli kordon!" diye bağırmış, ancak bu sözün ne anlama geldiğini kimse anlayamamıştır. Olay sırasında odanın kapısı içeriden kilitlidir, pencereler demir parmaklıklarla kapalıdır ve odada dışarıdan girebilecek hiçbir yol bulunmamaktadır. Yapılan araştırmalarda da cinayeti açıklayabilecek herhangi bir kanıt bulunamamıştır. Bu nedenle Julia'nın ölümü çözülemeyen bir sır olarak kalmıştır. Yıllar sonra Helen de evlenmeye karar verir. Ancak tam bu sırada evde yapılan sözde tamirat nedeniyle kardeşinin öldüğü odaya taşınmak zorunda kalır. O gece Julia'nın ölümünden önce duyduğu aynı ıslık sesini yeniden işitince büyük bir korkuya kapılır ve başına aynı olayın geleceğini düşünerek Holmes'a başvurur. Holmes
Alıntı
Ve benim durumum doğduğum günkü kadar kötü ve hüzünlüydü. Tek fark, istediğim sıklıkta olmasa bile arada sırada içki içebilmekti. İnsanın kendini sonsuza dek sersem ve yararsız hissetmesini engelle­yen tek şeydi içki. Onun dışındaki her şey insanı sürekli gagalayıp de­liyordu. Ve hiçbir şey ilginç değildi. İnsanlar kısıtlayıcı ve tedbirliydi­ler, aynıydı hepsi. Ve bu g.tlerle ömrümün sonuna dek yaşamak zo­ rundaydım. Tanrım, hepsinin kıç delikleri, seks organları, ağızları ve koltuk altları vardı. Sıçıyor ve konuşuyorlardı ve at boku kadar can sı­kıcıydılar. Kızlar uzaktan iyi görünüyor, güneş elbiselerinde ve saçla­ rında parlıyordu. Ama yakınlaşıp ağızlarından akan beyinlerini dinle­yince silahlanıp yeraltına gizlenmek istiyordum. Mutlu olmayı asla beceremeyecek, asla evlenemeyecek, çocuk sahibi olamayacaktım.