Teksaslı bayanın özel arabasıyla havalimanından gereksizce geniş olan yola çıktık, Mc Donald reklamlı kulelerin arasından bir amerikan filmindeymişiz gibi geliyoruz Fort Worth denilen ve kimi gökdelenlerden oluşan kente. Yapış bir sıcak, alev alev dövüyor suratımı. Teksaslı bayanın arabasında soğutucu yok. Birinci fena puan! Daha bir soğutucusu yok arabasında, duygusu gidip yerini alıyor beyinde... Belki bu kadının tiyatrosu falan da yok burda. Sıcak daha Kafkaca düşündürüyor insanı... Kaçırılıyor muyum? Kaçırıldım da benim haberim mi yok? Teksaslı bayanın suratında alaycı bir gülümseme var. Nereye gidiyoruz? Uzun uzun dolaşıyoruz gökdelenlerin arasında. Sürekli tek yönler ve dönülmezler ve kırmızı ve turuncu ışıklar var. Sonunda sanki daha önce ordan geçtiğimizi sandığım bir gökdelenin önünde duruyoruz. Pek bir şey konuştuğumuz yok kadınla. Zaman zaman o ingilizce bir şeyler söylüyor, ben anlamıyorum. Ben kimi frenkçe şeyler söylüyorum, o anlamıyor. Çok iyi, anlaşamıyoruz!
Hiçbirimiz kendimiz olamayız. Herkesin seni bir başkası olarak görebileceğinden hiç kuşkun yok mu senin? Kendin olduğundan o kadar emin misin sen? Eminsen, kendin olduğuna emin olduğun o kişinin kim olduğundan emin misin?
Sen hiç sevmek nedir bilir misin? Kendi gövdeni rüyanda görür gibi, seni tamamlayan birine özlemle bakmak nedir, bilir misin? Aşk nedir, bilir misin sen?