Mutlu bir hayat çizip içten içe ölmek. Kalabalıklar arasında yalnız kalmak. Tek amacı eğlence, entrikadan ibaret olan saray hayatı yaşamak. Bir Stefan klasiği tamamen insanın psikolojisine dayanıyor.
Polisiye seven insanların hoşuna gidebilecek bir kitap. Bana çok fazla hitap ettiğini söyleyemeyeceğim fakat merakla okuduğumu da inkâr edemem. Sürükleyiciliği konusunda bir yorum yapma gereksinimi duymuyorum bile.
Çocukluğumun en iyi kitaplarından olduğunu söylemeye gerek bile duymuyorum. Kitaba daha eleştirel bakışla baktığınızda çocuklar aracılığıyla bağımsızlığı, kahramanlığı, kendin olanı korumasını çok iyi bir şekilde aktarıyor.
Hangi statüde olursanız olun, halkın hangi kesiminde yaşarsanız yaşayın, hangi fiziksel veya ruhsal hastalıklarla boğuşsanız boğuşun azimli ve emin adımlarla hayalinize yürüdüğünüz vakit başaramayacağınız şey yok anlayışının hikayeye aktarılmış hali.
Ve yazarın kendi hayatını yazması kitabı çok daha güzel kılıyor.
İnsanın kendine bile yabancılaşması. Hayatın anlamının aranması, her şeyden uzaklaşmak -kendinden bile- , bilincin boşluğa düşmesi, duyguların yitirilmesi. Belki de 20. yüzyılı anlatan en iyi kitaplardan birisi.