Daha iyisi olabilirdi
6/10
·202 syf.··
2026 31. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 12:49
Distopyanın kare ası olan 4 kitaptan 1984 ile birlikte bu kitap da bitti. İlk olarak belirtmek gerekiyor ki beklentilerimin altında olan bir kitap. Otomatik Portakal ve 1984 sonrası okuduğum 3. distopik kitap. Olay örgüsü kitabın içine çok güzel yedirilmiş ancak özellikle kitabın ilk 60 70 sayfasındaki mekan ve zaman atlamaları okuyucunun kafasını karıştırabiliyor. Bir distopik kitapta mutlaka olması gereken baskıcı devlet/iktidar bana bu kitapta çok varlığını gösterememiş gibi geldi. Konu ise aslında okuru hemen kitabın sayfalarını açıp okumaya başlaması için yeterince ilgi çekici. 1950'li yıllarda yazılan bu kitabı yazar bir kütüphanede daktilo için her bir kullanıma 10 sent vererek yazmış. Kitabın girişinde bir başkası tarafından yazılan sözler ile beklentiyi arşa çıkartıyorsunuz ancak benim için beklenen olmadı. Kitabın arka kapağında yazan yazılardan biri de yeryüzünde tek kitap kalsa o Fahrenheit 451 olmalı diye bir görüş var. Yine de konunun ve anafikrin tamamen boşa harcanmadığını düşünüyorum.
Fahrenheit 451Ray Bradbury · İthaki Yayınları · 2022108,3bin okunma
8/10
·423 syf.··
Beğendi
·
2026 16. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 20:08
Mâverdî –A‘lâmü’n-Nübüvve Gül suyu (mâü’l-verd) işiyle iştigal eden babasının mesleğine nispetle Mâverdî ismiyle meşhur olan Ebü’l-Hasen Alî b. Muhammed b. Habîb el-Basri 364/974 yılında Basra’da dünyaya gelmiş, Mu‘tezilî Ebü’l-Kāsım es-Saymerî’den (ö. 386/996) fıkıh tahsil ederek başladığı ilk öğreniminin ardından 398/1008’de Bağdat’a geçerek 450/1058 senesinde vefat edinceye kadar orada ikamet etmiştir. Bağdat’ta birbirinden farklı mezhep ve meşrepteki hocalardan tefsir, hadis, fıkıh, fıkıh usulü ve edebiyat gibi ilmî disiplinlerde tahsilini tamamlayan Mâverdî, ilim dünyasında fıkıh, siyaset ve ahlâk felsefesi alanındaki önemli çalışmaları ile tanınmıştır. Şâfiî, mezhebinde müctehid derecesine yükselmiştir. Kitabımız 423 sayfa olup Darun nefais yayınları tarafından Beyrutta yayınlanmıştır. Maverdi kitabın giriş kısmında , Allah’ın insana onu diğer canlılardan ayıran anlamaya sevk eden ifade yetisi ( nutuk) ve bilmeye götüren akıl gibi iki büyük nimet verdiğini söyler. İnsan bu nimetlerle şeriatı kavrar. Fakat itaat arzusunun uyanması ve isyandan alıkoyacak bir bilincin oluşması için peygamberlerin gönderilmesine ihtiyaç olduğunu belirtmiştir. Yazar kitabı da peygamberliğin ispatı ve ona dair kuşkuları gidermek için gereksiz delillendirmeye girmeden yazdığını ifade eder. Kitap iki kısımdan oluşmaktadır, ilk kısım Peygamberlik kurumunun genel olarak ispatı ve bunun delilleri, ikinci kısım Peygamberliğin kendi içindeki farklı kısımları ve hükümleri hakkındadır. Yazar, konu dağılımını bu şekilde kurgulamış olmakla birlikte, ele aldığı meseleleri toplamda yirmi bir başlık altında sistematik bir biçimde incelemiştir. Bunun yanı sıra, çalışmanın ikinci bölümünde yer verdiği peygamberliğin kısımları ve buna bağlı olarak ortaya çıkan farklı hükümlere ilişkin tartışmaları,
Alamün-Nübüvve - أعلام النبوةİmam Maverdi · Darü'n-Nefais · 19941 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Çokça kişisel görüş içerir.
8/10
·560 syf.··
2026 12. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 18:38
İlk kitabın sonunda kafamda çok fazla soru işareti kalmıştı. Altınsoy ailesinin ölümü, Kılıç'ın gerçek kimliği, aile üyelerinin sakladığı sırlar ve İnci'nin bundan sonra nasıl birine dönüşeceği en çok merak ettiğim konuların başında geliyordu. İkinci kitap ise bu soruların peşinden giderken beni yalnızca bir cinayet gizeminin içine değil, ihanetlerin, sırların ve aile içi hesaplaşmaların merkezine taşıdı diyebilirim. Bu kitapta en çok hoşuma giden şey, ilk kitapta zeki ve tehlikeli olduğu söylenen İnci'nin bu özelliklerini gerçekten görmeye başlamamız oldu. İlk kitapta daha çok olayların içinde sürüklenen bir karakter okurken, burada oyunu kuran, insanları gözlemleyen, plan yapan ve gerektiğinde manipülasyon yapmaktan çekinmeyen bir İnci görüyoruz. Özellikle yıllardır saklanan kirli işleri ortaya çıkardığı bölümler kitabın en keyif aldığım sahneleri arasındaydı. İkinci kitap boyunca beni en çok etkileyen şeylerden biri de suç kavramının ele alınış biçimiydi. Hikâye ilerledikçe tek bir katil aramanın anlamsızlaştığını görüyoruz. Çünkü bu dünyada suç yalnızca tetiği çeken kişiye ait değil. Gerçeği saklayanlar, göz yumanlar, sessiz kalanlar ve kendi çıkarları uğruna olan biteni görmezden gelenler de bu suçun bir parçası hâline geliyor. Bu nedenle kitap ilerledikçe "katil kim?" sorusundan çok "bu noktaya nasıl gelindi?" sorusu ilgimi çekmeye başladı. İnci'nin yolculuğu da benim için yalnızca bir intikam hikâyesi olmadı. Bu kitapta İnci sadece ailesinin katillerini aramıyor, aynı zamanda çok sevdiği insanların düşündüğü kişiler olmadıkları gerçeğiyle de yüzleşiyor. Babasının, abisinin ve ailesinin geçmişte yaptıklarıyla karşılaşması, onları hem özlemeye devam edip hem de yaptıklarından dolayı hayal kırıklığı yaşaması karaktere ilginç bir çatışma katıyordu. Buna rağmen
Düşünce
Kırık İnci 2Ceren Melek · İndigo Kitap · 2025290 okunma
Puan vermedi·168 syf.·
2026 19. kitabı
Türklerin nasıl İslam'la tanıştığı ve Müslüman olduğuyla ilgili çok fazla görüşten öne çıkan iki temel görüş var. Birincisi Türklerin kılıç zoruyla yani dönemin Müslüman Araplarıyla olan savaşı kaybedip Müslüman olduğuna dair. İkincisi ise bu görüşe karşı çıkıp Türklerin medeni ve ticari ilişkiler yoluyla Müslüman olduğunu savunuyor. İşte bu kitap Türklerin İslam'la tanışma ve Müslümanlaşma sürecini tarihi veriler ışığında ele alıyor. Kitap, Türklerin İslam ile tanışma ve Müslümanlaşma süreci üzerine çok fazla araştırma ve eser olmadığı eleştirisiyle başlıyor. Bugüne kadar konuyla ilgili yazılmış olan önemli kitapların genel okuyucu için derlenerek ortaya çıkarıldığı belirtiliyor. Lise yıllarında Türk tarihini ayrı İslam tarihini ayrı bir ünite olarak gördüğümüz için haliyle bu ikisi arasında bağ kuramıyoruz. Tufan Hoca güzel bir yol izlemiş ve bu iki tarihi eş zamanlı işlemiş. Yani bir yandan Orta Asya/Türkistan bölgesinde Türk devletlerinin birbirleri ve Çin gibi komşularıyla olan siyasi ve askeri ilişkilerini ele alırken diğer yandan da Hz. Muhammed'in(sav) dünyaya gelişi, peygamber oluşu, dört halife dönemi, Emeviler ve Abbasiler dönemi gibi İslam dünyasındaki olayları işlemiş. Kitap her ne kadar Türklerin İslamlaşması üzerine yazılsa da tarihe iz bırakmış Türk devletlerinin daha önceki dini inançları üzerinde de durmuş. Mesela Bulgarların Hristiyan olması, Uygurların Maniheizm etkisi altında kalması gibi. Tabii ki Türklerin genel inanışı olan Gök Tanrı inanışına da yer vermiş. Kitabın en etkileyici kısımlarından biri Oğuzlar'ın dini inançlarını toplumsal ilişkilere çok fazla karıştırmaması ancak zora kaldıkları zaman "Bir Tanrı" diye dua etmeleriydi. Bununla birlikte Şamanizm'in Türklerin dini inançları arasında olmadığı da vurgulanmış. Gelelim Türklerin nasıl
Kur'an ve KılıçTufan Gündüz · Yeditepe Yayınevi · 2018249 okunma
Güç ve Ütopya
7/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2026 51. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 14:34
Robert Kagan, Güç ve Ütopya ile iki farklı bakış açısına odaklanıyor. Lakin buradaki bakış açısı da yine Batı'nın ve Beyaz Adamın dünya görüşüdür. Güç ile ABD; ütopya (cennet) ile Avrupa bakış açıları ele alınıyor. Bugün bile bu bağlamda (Ukrayna- Rusya çatışması; İran'a ABD- İsrail terör saldırısı) çok değişen bir şey olmadığı apaçık ortadadır. Avrupa, Avrupa Birliği adı altında tek parça halinde ilerlemeye çalışsa da şu aşamada çok da başarılı oldukları sayılmaz (Bu kitap 2003 öncesi yazılmıştır. Ben ilave olarak 2026'dan da geriye baktığımızda durum bu şekildedir diye ifade ediyorum). Bir yanda tek parçalı ABD diğer yanda ise her kafadan farklı sesin çıktığı ve önceliklerin ülkeden ülkeye değiştiği bir AB. İki tarafta en büyük olmak için mücadele ederken, dünyaya bakış açılarının da tamamen farklı olduğu örneklerle açıklanıyor. ABD ve AB'nin (AB derken özelde Almanya ve Fransa'dan bahsediyorum) hem Irak hem de Avrupa'nın göbeğinde meydana gelen çeşitli çatışmalara karşı tutumları da bu bakış açılarına farklılığa güzel örnek olarak verilmiş. Uluslararası toplum, Birleşmiş Milletler ya da benzer yapıların varlığını kabul etmekle birlikte işine gelmediğinde hiçbirini de tanımamak gibi bir düşünceye de sahip olduğunu yine kitap içindeki örneklerle anlatıyor. Robert Kagan, lafı evirip çevirmeden ve orta yolcu olmadan doğrudan yazıyor. Bunlar "devlet aklının" dışa vurumu olarak da görülebilir. Hatta yazar, Condoleezza Rice'nin 2000 yılındaki bir makalesinde Clinton yönetimini "ulusal çıkarları değil", "uluslararası toplumun çıkarları" nı savunuyor diye eleştirmesini de ele alırken, kendi içlerindeki görüş farklılıklarına da değiniyor. Buna rağmen yine "ulusal çıkarların" uluslararası çıkarlardan daha üstündür ilkesi ön planda olduğunu özellikle vurguluyor. Robert
Siyaset
Güç ve ÜtopyaRobert Kagan · Destek Yayınları · 20261 okunma
Ölümün Kıyısında - Bir Poems Sendromunun Günlüğü
5/10
·256 syf.··
2026 17. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2026 13:41
Merhaba arkadaşlar bugün sizlere günlük dilinde yazılmış bir eserle geldim. Kitap epey bir depresif ve hastalık içeriyor. Böyle hassas konular da kitaplar okuyabiliyorsanız tam olarak doğru yerdesiniz demektir. Ben bulunduğum dönemden sebep ve bu yaşanılanların benzerini kendi hayatımda da yani ailemde de yer almış olduğunu bilmekten ötürü zor bir okuma yapmış oldum. Böyle dramatik şeyler beni etkiliyor hele ki konu hastalıklarsa... Yazarımız kendi gerçek hayatını ele alarak bir günlük tutmuş ve kareli bir deftere not almış onu da bastırmış. Kendisi zorlu bir hastalık sürecinden geçiyor ama bu uğurda yeri geliyor mücadele ediyor yeri geliyor depresif bir hale giriyor. Kendisini bu dönemde yaşadığı tüm zorluklara rağmen namazını aksatmamasından ötürü tebrik ediyorum ve itikatını da tevekkülünü de takdir ediyorum. Çevresinde bu dönemde ne kadar kendisini çok seven varmış bir kez daha hem kendi görmüş oluyor hem de bizler bu duruma şahit oluyoruz. Ben hem şaşırdım hem de gıpta ettim. Çünkü bu dönemde böyle aile akraba ve arkadaşlık çevresi neredeyse imkansız. Herkes kendi derdinde ve kendi mücadelesinde... Hastanelerde hastaların ne kadar yalnızlaştığını ve bu süreçte yakınlarından ilgi alaka ve görüş beklentisi içinde olduğunu gözlemliyoruz ve bize yazar bu konuda oldukça hassas olunması gerekildiğine dair vurgular yapıyor. Yazara ilk başta yanlış teşhis konulmasına rağmen kendisine alanında uzman ve merhametli güzel doktorlar denk geldiği için kısa sürede Poems teşhisi koyularak düzeltiliyor. Okurken içinizin daralması muhtemel bir eser. Ben bir süre sonra hem kalben hem beynen hem de ruhen yoruldum. ``Yine vurgulayarak yazıyorum ki; Sıla-i rahim farz, hasta ziyareti sünnettir. Dinen çok önemlidir. Hastalar için de müthiş önemli. Bir moral, mutlu bir gün burada en
Ölümün KıyısındaMuhammet Sami Oğuz · Mevsimler Kitap · 201610 okunma