Hüseyin Cengiz.... Yürek İşçisi... Bir Ahmed Arif Romanı...
.
Yaşayarak tecrübe etmişti her dizesi hayatı. Aşkın sabretmeye ve ertelemeye tahammülü yoktu. Yoksa hayat doldururdu boşlukları. Doldurmuştu da.
Şiir büyülüydü ve Ahmed bir büyücüydü. Ki sihrinin gücü parmaklıkların, pis kokan hücresinden bile halkına ulaşmış, zihinlere kazınmıştı. Şarkılar çığlık oldu dizeleriyle, filmler gücünü aldı onlardan, küsleri barıştırdı, hiçbir güç barıştıramadı onları denmesine ragmen. Yüreği yanan bir Türkmen Alevinin ruhuna su serpti. Muğlalı olayının ardından otuz üç kurşun yedi yüreğine şiiriyle. Ki o otuz üç kurşunu dizelerine saplayanlar elleriyle koydular karanlığa onu. O karanlıkta bir deri bir kemik kaldı da kan kustum demedi. Vermedi adını Can Yücel in. Bir ananın verdiği bir salkım üzümü kıyamadı yemeyede bedeni gibi çürüdü yanında.
Kırklar meclisinde şarab içeriken cemalini gördüm cemalimde. Kin, kibir ,hasetlik ,düşmanlık olmazdı bizde de sen kapıdan girerken iki pervaza da niyaz edip Muhammed deryasına Ali'nin kapısından girip bırakmıştın sende olanları da.
İnsan onuruyla oynanmaması gerektiğini daha Leyla ya tutulmadan öğrenmiştin. Sen değil senin onurunla oynanmıştı da sana güç versin diye spora başlamıştın bir dönem. Şiddet sende bir refleks oluşturmuştu işte.
Ama Leyla... Leylin... Nasılda insafsızdı öyle. Neden bir kadını secmişti gönlü? Sonsuz aşkınla sevdin onu ve Aynur Hanım'dan doğma Filinta'n ile selamlar gönderdin uzaklardaki Leylana. Şiirlerin zihnimde ama ya o kağida dökmediğin, senin zihninde saklı olanlar. Ben o dizeler için de göz yaşı döktüm dün gece. Cemal Süreya nın da dediği gibi "Hayat kısa, kuşlar uçuyor...."
Dicle kıyısında bir çadırda ölmekti arzun. Olmadı. Ankara nın kurak Haziran ında kapattın gözlerini. Ağıtların yakıldı tüm ülkede. Kim