Habsburg monarşisinin ve Osmanlı İmparatorluğu'nun dağıtılmasının ardından, Doğu-Orta ve Güneydoğu Avrupa'da daha önce pek çok etnik grubu bünyesinde bulundurmuş imparatorluklar tarafından korunan bölgesel düzenin yerini riskli bir siyasi ve ekonomik istikrarsızlık almıştı.
Güneydoğu Avrupa halkları olaylı tarihlerinin hiçbir evresinde dışarıdan gelen etkiler tarafından rahatsız edilmeden kendilerine özgü bir yaşam biçiminin peşine düşememiştir.
Balkan halkları Güneydoğu Avrupa siyasi haritasındaki 19. yüzyılda geçirdiği büyük değişikliği Avrupalı güçlerin aktif yardımına borçludur; Yunanlara, Sırplara, Rumenlere, Karadağlılara ve Bulgarlara bağımsız devletler kurabilme fırsatını veren bu güçlerdir. Ancak Balkan halkları, mevcut güç dengesi altında, Türklere karşı verilen başarılı mücadelenin ardından sıra ganimetlerin bölüşülmesine geldiğinde Avrupa Pentarşisi'nin çıkarlarının önce geldiğini ve kendilerine pek de söz hakkı tanınmadığını kabul etmek zorunda kaldılar.
Osmanlı egemenliği sırasında zorla Müslümanlaştırma sadece istisnai durumlarda gerçekleşmiştir. Devşirme sisteminin, yani padişahın seçkin birlikleri olan Yeniçeri ordusu için Hristiyan köylerinde periyodik olarak tekrarlanan zorla askere almanın demografik etkileri, Balkan halklarının milli tarih yazımında fazlasıyla abartılmaktadır. Öte yandan, özellikle 17. ve 18. yüzyıllar boyunca Balkan Yarımadası'nın bazı bölgelerinde, insanların çeşitli nedenlerle gönüllü olarak İslam dinine geçtiği göz ardı edilmemelidir.