Eğer sırlarımızın rüzgarla birlikte çevreye saçılmayacağını biliyorsak, niçin içimizden gelenleri olduğu gibi dosdoğru söylemiyoruz? Neden herkes olduğundan daha sert gözükmeye çalışıyor? Bir insan, içini içtenlikle ortaya dökmeyi neden duygularına bir hakaret olarak kabul ediyor?
İşin en acısı, en sonunda hayal dünyasını da o çok güvendiğimiz, sonsuz sandığımız dünya- yavaş yavaş yorulmaya, eski canlılığını kaybetmeye başlıyor. Bütün rüyalarımızı üstüne kurduğumuz düşünceler eskimeye başlayıp, yerine yenilerini de koyamayınca, hayal dünyası da yıkılıp yerle bir oluyor ve geride kala kala çalı çırpı ve toz kalıyor ama yaşayabileceğimiz tek hayat hayal dünyasıysa, sizi bekleyen başka bir hayat yoksa ne yapacaksınız?
Parti, iktidarı, kendi çıkarları için değil, çoğunluğun iyiliği için istiyordu. Parti iktidarda olmak istiyordu, çünkü halk kitleleri özgürlüğü kaldıramayan ya da gerçekle yüzleşemeyen, dolayısıyla kendilerinden güçlü birileri tarafından yönetilmesi ve sistemli bir biçimde aldatılması gereken zayıf, korkak yaratıklardı. İnsanlar özgürlük ile mutluluk arasında seçim yapmak zorundaydı ve büyük çoğunluk mutluluğu seçiyordu.