İçimizdeki Şeytan kitabını ilk kez yıllar önce, liseye yeni başladığım zamanlarda okumuştum. O zamanlar çok beğenmiş, içindeki çatışmaları dikkatlice anlamaya çalışmıştım. Ama bugün, aradan geçen yılların ardından kitabı yeniden elime aldığımda, onun derinliğini ve topluma vermek istediği mesajların ağırlığını çok daha net görebildim.
Bu tekrar okuyuşumda fark ettim ki kitap, insanın kendine bile itiraf etmekten kaçındığı zayıflıkları gözler önüne seriyor. Toplum karşısındaki sorumluluklarımızı, hayata karşı duruşumuzu, çoğu zaman "elimizde olmayan nedenler" diyerek nasıl ertelediğimizi ya da nasıl bahanelerin ardına sığındığımızı tokat gibi yüzümüze çarpıyor. Ve en kötüsü; insan, bu bahanelerin arkasına sığındıkça kendi içindeki o "şeytanı" besliyor.
Sabahattin Ali'nin kaleminden çıkan bu eser, aslında hepimizin içinde var olan ama görmek istemediğimiz bir gerçekliği anlatıyor: Suç bazen eylemde değil, eylemsizlikte saklıdır.
Daha sarp yollardan yürüyen fakat buna mukabil insan denecek bir insan olmak isteyenler de var... Belki pek az... Ama var... Unutmayın ki, dünyada en korkunç şey, ümidi kaybetmektir. Bu söylediğim gibilerin az ve henüz kendilerini tam göstermemiş olması, günün birinde iyinin, doğrunun ve kıymetlinin hâkim olacağından ümidi kesmeyi icap ettirmez... Bugün şurada burada teker teker yaşayan ve çalışanlar yarın birleşince bir kuvvet olacaklar ve en kuvvetli silahı; haklı olmak silahını ellerinde tutacaklardır.