Öncelikle kitabı bitirene kadar oldukça zorlandığımı belirtmeliyim. Gerek ele aldığı olaylar gerekse yazarın üslubu nedeniyle okuması kolay bir eser değildi. Noktalama işaretlerinin neredeyse hiç kullanılmaması, konuşma çizgileri ve tırnak işaretlerinin yer almaması, okuma sürecini zaman zaman güçleştirdi. Ayrıca yazarın ayrıntılı anlatımı bazı bölümlerde gereğinden fazla uzatılmış hissi verdi; bu nedenle “Bu kadar detaya gerçekten ihtiyaç var mıydı?” diye düşündüğüm birçok yer oldu.
Konuya gelecek olursak, romanda bir ülkenin aniden ortaya çıkan ve kimsenin sebebini anlayamadığı bir körlük salgınıyla karşı karşıya kalışı anlatılıyor. Ancak eser, yalnızca fiziksel körlüğü değil, insanlığın ahlaki ve vicdani körlüğünü de sorgulayan güçlü bir alegori niteliği taşıyor. Karakterlerin maruz kaldığı insanlık dışı şartlar, hijyenden uzak yaşam alanları, gördükleri kötü muamele ve özellikle kadınlara yönelik yaşanan olaylar oldukça sarsıcıydı. Bazı bölümleri midem bulanarak ve büyük bir rahatsızlık hissiyle okudum. Bu nedenle kitap bana keyif veren değil, daha çok düşündüren ve yer yer zorlayan bir okuma deneyimi sundu.
Eserin arka planında aslında bir insanlık mücadelesi yer alıyor. Merhamet, vicdan, ahlak, dayanışma ve insan olmanın anlamı gibi kavramlar roman boyunca etkili bir şekilde işlenmiş. Yazar, olağan düzen ortadan kalktığında insan doğasının hangi yönlerinin ortaya çıkacağını çarpıcı bir biçimde gözler önüne seriyor.
Genel olarak değerlendirdiğimde, “kesinlikle herkes okumalı” diyebileceğim bir kitap değil. Bununla birlikte, sunduğu toplumsal eleştiri ve düşündürücü yönüyle edebî açıdan değer taşıyan bir eser olduğunu düşünüyorum. İçerdiği ağır temalar nedeniyle özellikle genç okurlar için uygun olmadığını, en az 20 yaş ve üzeri okuyucuların daha sağlıklı