İnsan elinde ne illet var ki, dokunduğunu değiştiriyor; kendiliğinden iyi ve güzel olan şeyleri bozuyor. İyi olmak arzusu bazen öyle azgın bir tutku oluyor ki, iyi olalım derken kötü oluyoruz. Bazıları der ki, iyinin aşırısı olmaz,çünkü aşırı oldu mu zaten iyi değil demektir.
Ama illet başkasının başına gelince kolay. Başkasının derdi her derde devadır: bakar bakar, 'Benden kötüleri de var,' deyip haline şükreder kendi derdini unutursun.
… düşünelim; aşk ister bir hastalık olsun, ister bir çeşit cinnet olsun, öyle bir illet varsa onunla hastalanmaktan kaçınmalı, ta ki bize sevmemize mahsus birini gösterecekleri zamana kadar.”
Heyhat,zekâ tek başına işe yaramıyor.Hatta zekâ denen kibirli illet,çoğu kez işleri karıştırmaktan başka işe yaramıyor.Aklına güvenip gönlünden çelme yiyen herkes bunu bilir.Bilmenin beyhudeliğini bilen herkes…
"Temiz. Banyo, lütfen."
"Anlamıyorum."
Mura ona yaklaştı ve hoşnutsuzlukla burnunu kırıştırdı. "Kokulu. Pis. Portegeez hep gibi. Banyo. Bu ev temiz."
"Canım ne zaman isterse o zaman yıkanırım! Ayrıca pis kokmuyorum!" diye patladı Blackthorne. "Banyo denen şeyin tehlikeli olduğunu herkes bilir. İllet kapayım mı istiyorsunuz? Tanrı bana hiç akıl vermedi mi sanıyorsunuz? Defolun gidin, bırakın da uyuyayım."
"Banyo!" diye emretti Mura. Barbarın açık öfkesi ve terbiyesizliğinin seviyesi yüzünden afallamıştı. Hem mesele barbarın pis kokması da değildi sadece, kokuyordu tabii ama ayrıca Mura'nın bildiği kadarıyla üç gündür doğru dürüst yıkanmamıştı, verilecek ücret ne kadar yüksek olursa olsun kortezan onunla yastık paylaşmayı haklı olarak kabul etmeyecekti. Şu rezil yabancılar yok mu, diye düşündü. Şayanıhayret! Ne pis alışkanlıkları var, şaştım kaldım! Neyse ne. Senden ben sorumluyum. Terbiye nedir öğreneceksin. İnsan gibi yıkanacaksın, annem de merak ettiği şeyi öğrenecek. "Banyo!"