“Adelaide bunu anlıyordu, gerçekten anlıyordu. Yine de büyük bir israf gibi geliyordu. O kadar kelime, o kitaplar, o sevgi… Hepsi de bunu istemeyen birine, tamamının yanıp kül olmasına izin verecek birine harcanmış gibiydi.”
Benzer ve beni dönüştüren bir acıyı yaşadıktan sonra okudum bu kitabı.
Keşke kendimden bir şeyler bulmasaydım — buldum.
Keşke yazarın yaşadıklarını bu kadar iyi anlamasaydım — anladım.
Yine de ağlatmadı; aksine anlaşıldığımı hissettirdi.
Duygularımı biri benim yerime yazmıştı, ben sadece okudum.
“Evet,” dedim, “böyleydi. Yalnız değilmişim.”
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,6bin okunma
“Ölümden söz ederken aslında neden söz ederiz? Aramızdan ayrılan kişiden mi, yoksa kendimizden mi? Yoksa yokluğun kendisinden mi? O denli yok ki, her boş anı yokluğuyla dolduruyor.
Onun bugüne kadarki varlığı, benim kendi varlığımı doğruluyordu. Öte yandan yokluğu, çocukluğumun varlığını harekete geçiriyor. Uzun zamandır aklıma gelmeyen şeyler şimdi uyanıyor, onları ben uyandırmıyorum — tüm bunlar onunla olup bittiğinden emin olabilmek için. İstemli bir biçimde bellekle birlikte çalışıyor ve anıların paslanmış çarkını harekete geçiriyor, net görünmeyen yerleri temizliyor veya uyduruyor. Kabul etmeliyiz ki bu, vefat edene yönelik bir bellek çağrısıymış olduğu kadar, kendimize yöneliktir, benmerkezcidir, bir anlamda kendimizi kurtarmaya, birinin gidişinden sonra hayatta kalışımızı anlamlandırmaya yönelik bir uğraştır.
Bizi çocuk olarak hatırlayan son kişi de gittiğinde hâlâ var olduğumuz söylenebilir mi?
Ölümden söz ederken aslında neden söz ederiz? Hayattan, tabii ki, onun o büyüleyici geçiciliğinden.”