Mandarinler'i ilk kez okumamın üstünde yaklaşık 30 yıl geçmiş.
Aklımda da hiçbir şey kalmamış.Yan okumalar, internet de olmayınca okumam havada kalmış.
İkinci okumamda altını doldurmaya çalıştım elimden geldiğince.Birkaç biyografi karıştırma ve Nelson Algren'e Aşk Mektupları'nı okuma imkânı buldum.
Romanın içeriği bu okumaları daha verimli kıldı.
1944 yılının Noel gecesinde başlayan Mandarinler, direniş içinde yer almış bir grup Fransız aydının savaş sonrası portresini çizerken, dönemin Fransa'sının ve dünyanın siyasal atmosferini yansıtır.
Algren'e mektuplarında, " " Sana adadığım bu kitap 1945-1948 yılları arasındaki Fransız insanının hikâyesini anlatıyor.Savaş bitince yeniden canlanışımızı, hayata yeniden başlayışımızı, ama sonra yine hayal kırıklığına uğrayışımızı anlatmaya çalışacağım.Uzun bir roman olacak.Bu hikâyeler arasında bizim hikâyemizi de anlatacağım." der Beauvoir.
Gerçekten romanın ilk sayfaları umut doludur.Yaşanan acılar sonrası gelen yeni bir dünyanın hayali kuşatmıştır Noel partisinde bir araya gelen karakterleri.
Roman ilerledikçe, Fransa'daki ve dünyadaki politik gelişmelerin,
ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki soğuk savaş nedeniyle dünyanın adeta iki bloğa ayrılmasının bu iyimser havayı yok ettiğini görürüz.
" Kollektif gök mavisinden, diğer birçokları ile birlikte yeryüzünün tozuna düşmüştüm: yer, yıkılmış hayallerle dolmuştu." cümleleri ile dile getirir Beauvoir bu durumu.
Bazı okurların Mandarinler'in otobiyografik olduğunu düşünmeleri karşısında şaşkınlığını dile getirir ve bir röportajında "Gerçekte, bu tam anlamıyla bir romandı.Koşullardan
savaş sonrası dönemden, tanıdığım insanlardan, kendi yaşamımdan vb esinlenen ama sahiden gerçeklikten büyük ölçüde uzaklaşan, tamamen hayali bir düzleme aktarılmış bir roman"der.
Yayıncısı