Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Puan vermedi·752 syf.··
2025 6. kitabı
Mandarinler'i ilk kez okumamın üstünde yaklaşık 30 yıl geçmiş. Aklımda da hiçbir şey kalmamış.Yan okumalar, internet de olmayınca okumam havada kalmış. İkinci okumamda altını doldurmaya çalıştım elimden geldiğince.Birkaç biyografi karıştırma ve Nelson Algren'e Aşk Mektupları'nı okuma imkânı buldum. Romanın içeriği bu okumaları daha verimli kıldı. 1944 yılının Noel gecesinde başlayan Mandarinler, direniş içinde yer almış bir grup Fransız aydının savaş sonrası portresini çizerken, dönemin Fransa'sının ve dünyanın siyasal atmosferini yansıtır. Algren'e mektuplarında, " " Sana adadığım bu kitap 1945-1948 yılları arasındaki Fransız insanının hikâyesini anlatıyor.Savaş bitince yeniden canlanışımızı, hayata yeniden başlayışımızı, ama sonra yine hayal kırıklığına uğrayışımızı anlatmaya çalışacağım.Uzun bir roman olacak.Bu hikâyeler arasında bizim hikâyemizi de anlatacağım." der Beauvoir. Gerçekten romanın ilk sayfaları umut doludur.Yaşanan acılar sonrası gelen yeni bir dünyanın hayali kuşatmıştır Noel partisinde bir araya gelen karakterleri. Roman ilerledikçe, Fransa'daki ve dünyadaki politik gelişmelerin, ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki soğuk savaş nedeniyle dünyanın adeta iki bloğa ayrılmasının bu iyimser havayı yok ettiğini görürüz. " Kollektif gök mavisinden, diğer birçokları ile birlikte yeryüzünün tozuna düşmüştüm: yer, yıkılmış hayallerle dolmuştu." cümleleri ile dile getirir Beauvoir bu durumu. Bazı okurların Mandarinler'in otobiyografik olduğunu düşünmeleri karşısında şaşkınlığını dile getirir ve bir röportajında "Gerçekte, bu tam anlamıyla bir romandı.Koşullardan savaş sonrası dönemden, tanıdığım insanlardan, kendi yaşamımdan vb esinlenen ama sahiden gerçeklikten büyük ölçüde uzaklaşan, tamamen hayali bir düzleme aktarılmış bir roman"der. Yayıncısı
MandarinlerSimone de Beauvoir · Afa Yayıncılık · 1991425 okunma
Puan vermedi·924 syf.··
2022 21. kitabı
·
35 günde okudu
·
Okunma: 13 Mart 2022 15:25
Kapağı açıyorsunuz. İlk sayfa. Paris’tesiniz. Paris Nazi işgalinden henüz kurtarılmış. Dönemin Parizyen yazar-çizer-teorisyen takımı ile özgürlüğü kutluyorsunuz. Bugün çok beklendi. Herkes çok heyecanlı. Herkes gelecekten ümitli. Öyle mi? Savaş devam ederken işler ne derece boktan olursa olsun, sizin dışınızda ve sizi kısıtlayan bir faktörün varlığı, üzerinizdeki kişisel sorumlulukların bir ölçüde rafa kaldırılmasına da yarıyor. Kimse sizden pek bir şey yapmanızı beklemiyor. Savaş var nihayetinde. Fakat savaş bittiğinde artık “dışarı çıkmanız” ve “hayatınıza devam etmeniz” gerekiyor. Bu savaş sonrası bunalımı, kitabın ana temalarından biri olmamakla beraber, kendim de dahil olmak üzere pek çok kişide gözlemlediğim “korona-sonrası-bunalımı” ile kurduğum bağdaşım sebebiyle benim için merkezi idi. Ana karakterleri hepimiz tanıyoruz. Merkezdeki çiftimiz Anne ile Robert aslında Beauvoir ile Sartre’ın, bir diğer merkezi karakter olan Henri ise Albert Camus’nün izdüşümü. Etraflarındaki diğer eş-dost-aile üyeleri ile birlikte bir sol entelijansiyanın bileşenleri bu ekip. Fakat sol bu, durur mu, bölünmüş elbette. Komünist Parti ile uzlaşım zor. Yeni bir oluşum etrafında, “Sosyalist bir Avrupa ülküsü” için toplanmaya çalışıyorlar. Bir yandan Sovyetler’den gelen haberler sosyalist kalplerini kırıyor, öte yandan Sovyetler’i yermenin onları sağcı kılacağından korkuluyor. Hiç tökezlemeden akan bu muhteşem kurgu, yazmak-yazmamak, edebiyatın gerekliliği-gereksizliği, politik olarak aktif olmanın ahlaki zorunluluğu ve elbette bu aydınların kendi kişisel alanlarındaki ilişkilenme biçimleri etrafında şekilleniyor. Birbirini takip eden bölümlerden bazıları Henri’nin (Camus’nün) merkeze alındığı tanrı anlatıcı ağzıyla, diğer bölümler Anne (Beauvoir) ağzından ve birinci kişi marifetiyle
MandarinlerSimone de Beauvoir · Alfa Yayınları · 2019425 okunma
#1001kitap~~~
8/10
·924 syf.··
2022 221. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2022 13:07
*ZihnimdekilerleGönlümdekilerÇelişti* ~~~“...İnsanın düşlerini her şeyin üstünde tutması, aslında kendini beğenmişliktir. Ama bunun farkına bile varılmaz. Daha ölçülü olunsa da 1yanda gerçeğin, öte yanda da kocaman 1hiçin yer aldığı anlaşılır. Bence en büyük yanılgı da boşluğu gerçeğe yeğlemektir...”~~~ Simone Lucie-Ernestine-Marie-Bertrand de Beauvoir, (9 Haziran 1908 -14 Nisan 1986) Fransız yazar, filozof, gazeteci, postfeminizmin kurucusu. Paris’te dünya­ya geldi. Katolik Enstitüsü’ nde matematik öğrenimi ve Sainte Marie Enstitüsü'nde yabancı dillerde yazın eğitimi gören Beauvoir, daha sonra Sorbonne’da felsefe eğitimi almıştır. 1929'da Sartre ile tanışan, de Beauvoir, ikinci Dünya Sa- vaşı’ndan sonra, Sartre'ın Maurice Merleau-Ponty ve diğer arkadaşları ile kurdu­ğu Modern Zamanlar (Les Temps Modemes) adlı politik gazetede çalışmaya baş­lamış, bu gazetede kendini geliştirmiş ve ölümüne kadar editör olarak çalışmaya devam etmiştir. Kadınların gördüğü baskıların bilimsel incelemesini yapağı ve modern feminizmin temellerini kurduğu İkinci Cins adlı eseri ile üne kavuştu. Paris’ de Sartre ile yan yana gömülüdür. (Kitapta geçen yazar bilgisidir, İmgeKitapevi) "Goncourt Akademisi Edebiyat Ödülü"ne layık görülen Mandarinler, Beauvoir'ın romanının temelinde yatan, savaş sonrasında dönem Fransa'sında değişen kimlik yapıları ve sanatsal pratik kavramları irdeleyen sorgulamadır. Paris'te 1grup entelektüele odaklanan Mandarinler, Fransa'nın korkunç savaş ve Nazi işgali mirasıyla Avrupa'nın yeniden yapılanma­sının ve Soğuk Savaş'ın başlamasının sonucu olarak ortaya çıkan yeni meselelerle boğuşmanın yarattığı yan etkileri ele alır. Kahramanlar arasında Jean-Paul Sartre, Albert Camus ve kendisini de kitapta işleyerek otobiyografik öğeler sunan yazar 1dönem Avrupa aydınlarını
Edebiyat
MandarinlerSimone de Beauvoir · Alfa Yayınları · 2019425 okunma
10/10
·924 syf.·
2021 57. kitabı
Kitap Almanların Fransa'dan geri çekilmesinden sonra başlıyor savaş bitiyor siyasi çekişmeler başlıyor. Savaştan sonra komünist olan bir kişi kişi belli bir zaman sonra Antikömünist oluyor. Bir bölüm Henri Perron sonra da Anne Dubreuilh sırasıyla gidiyor. Henri açısından yazılan bölümler üçüncü göz ile yazılıyor. Anne olan bölümler ise Anne'in gözünden Anne'in kendisi yaziyor. Kitaptaki isimler ve gerçek karşılığı Anne Dubreuilh; Simone de Beauvoir Anne Dubreuilh eşi olan Peter Dubreuilh; Jean Paul Sartre, Herrin Perron; Albert Camus Anne Dubreuilh aşık olduğu Amerikalı Yazar olan Lewis ise Nelson Algren. Yarı otobiyografik kitap diyebiliriz. Kitapta Dubreuilh ile Perron kavgalı olur, gerçek hayatta Sartre ile Camus bir kitap yüzünden kavga eder ve barışmazlar. Kitapta barışıyorlar, Beauvoir'un istediği ikilinin barışması. Sartre ve Beauvoir uzun süre birlikte yaşarlar ama çocukları olmaz. Ama kitaptaki evli çiftin Nadine adlı kızları olur. Kitabın son bölümü en sarsıcı bölümü kadının çaresizliği ölüme ne kadar yakın olduğunu ve intihar düşüncesine bir adım uzaklıkta. Kitapta geçen bu söz: Ne tuhaf! Yalnız öleceğim, ama yine de ölümünü başkaları yaşayacak. İnsanlar ölür ve biter herşey ölen için ama kalanlar ölümü her gün yaşarlar ve acılar içinde boğulurlar. Kim bilir belki hayata bağlanabiliriz?
Edebiyat
MandarinlerSimone de Beauvoir · Alfa Yayınları · 2019425 okunma
10/10
·924 syf.··
2022 84. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2022 00:00
Selamlar! Bugünün kitabı uzun zamandır ertelediğim, bir türlü kendimi hazır hissettiğime inanmadığım ama elime alınca neden daha önce okumadım diye hayıflandığım bir kitap olan Beauvoir'ın Mandarinler'i. İlkay Kurdak'ın şahane çevirisi ile su gibi aktı kitap. Mayıs sonunda başladım Mandarinler'e ve hazirana sarkar diye düşünüyordum ama mayısın son günü biten bir okuma oldu. Savaş zamanı Paris'indeyiz. Alman işgali sona ermiş ve bunun sonucunda kutlama yapmak amacıyla toplanmış bir grup arkadaşın hayatına konuk oluyoruz. Bu kutlama hem karakterleri ilk kez bize tanıtıyor hem de İkinci Dünya Savaşı sonrası Alman işgali ve Nazilerin yaptıkları hakkında da bilgi sahibi olmamızı sağlıyor. Karakterlerin bazıları, Beauvoir'ın hayatına dokunan kişilerden esinlenilmiş. Kitaba başlamadan önce bir araştırma yapıp öğrenmiştim bunu. Anne karakteri Simone'un kendisi, Robert ise hayatında önemli bir yeri olan Sartre'dan başkası değil. Ayrıca Albert Camus da Henri olarak çıkıyor karşımıza. İçlerinden geldiğince edebiyatla ilgilenemeyen, savaşın gölgesinde zorunlu bir duraksama ile yazdıklarına ara veren grubun artık özgürce yazmak için önlerinde hiçbir engel yoktur. Ancak savaş ne kadar bitmiş olursa olsun kayıplar vardır, ölümler işkenceler unutulacak gibi değildir. Dolayısıyla kitap yazma uğraşı yerini siyasete bırakır. Kitapta özellikle dikkatimi çeken karakter ise Paule oldu. Bir kadının, aşk uğruna hattâ saplantılı bir aşk uğruna kendi hayatından verdiği ödünler beni bazen öyle yordu ve kızdırdı ki ara vermek zorunda hissettim kendimi. Henri ile arasında geçenlerin aşk dışında bir şey olduğunu kabullenemeyen bir kadın Paule. Ve kitapta kadının öylesine üstün, özgüvenli ve hayatta istediği birçok şeyi başarmış olarak aktarılıp Paule'de bunun tam tersinin olması çok düşünürdü
MandarinlerSimone de Beauvoir · Alfa Yayınları · 2019425 okunma
9/10
·924 syf.··
Beğendi
·
2025 7. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 07 Şubat 2025 00:00
‘Madem ki yüreğim çarpmaya devam ediyor, bir şeyler için, birileri için çarpmak zorunda. Sağır olmadığıma göre yeniden çağrılar alacağım. Kim bilir! Belki bir gün yeniden mutlu olacağım. Belki de.. Kim bilir?’ . Yıkılmış Kadın ve İkinci Cins’ten sonra yeniden Beauvoir okuyacağımı biliyordum, peki okuyacağım eserden bu denli etkileneceğim? Hayır. Sanırım bilhassa Mandarinler gözümü korkutuyordu. O yüzden 2025 okuma grubumuzun listesine eklemek istedim, birlikte okumanın büyüsüyle endişem de silinir diye düşündüm, öyle de oldu~ Simone De Beauvoir, Mandarinler’de bir grup entelektüel arkadaşın İkinci Dünya Savaşı sonrasında yer yer bireysel, yer yer birbirine temas eden hikayelerini anlatıyor. Kuru bir kurguyla yapmıyor bunu, nefes alan bir hikayesi var Mandarinler’in. Felsefeye, özgürlüğe, sadakate, ikili ilişkilere pek çok noktada değiniyor. Kitabı okudukça açılıyor bir çiçek misali. Dokuz yüz sayfadan fazla olan bu kitap ağırlık hissettirmiyor çünkü merak unsurunu hiç elden bırakmıyor. Görüş ayrılıklarının bir bataklığa dönüştüğü, savaş sonrası gelen rahatlamanın kutlamalar bitince ‘şimdi ne olacak’ endişesine dönüştüğü, aşkın zaman ve mekandan soyutlandığı dolu dolu bir kitaptı. . Her ne kadar Beauvoir gerçek kişileri bire bir referans almadığını söylese de okudukça okurun aklında karakterler beliriyor, bunun önüne geçmek de istemiyorsunuz açıkçası~ . Kitabı okumadan önce Selin Şanbay ile Beauvoir üzerine bir söyleşiyi, Deniz Yüce Başarır ile Filiz Aygündüz’ün Mandarinler hakkındaki podcastini dinlemek bana çok iyi geldi. Okumak isterseniz bir göz atmanızı tavsiye ederim. . Peki yazarla tanışma eseri olmalı mı? Buna cevabım hayır olurdu. Simone de Beauvoir hakkında hiçbir şey bilmeseydim (yaşamı, yaşamına etki eden isimler-olaylar ve mekanlar gibi) büyük ihtimalle
MandarinlerSimone de Beauvoir · Alfa Yayınları · 2019425 okunma
Puan vermedi·816 syf.·
2025 6. kitabı
Çin hiyerarşisinde üstünlüğü onaylanmış aydınlar için kullanılan bir ünvandır "Mandarin." Simone de Beauvoir, bu hacimli romanda “Mandarin” kavramını yalnızca bir ünvan olarak değil, aynı zamanda bir düşünme biçimi ve içsel yolculuk olarak sunar. Kavramı hem gerçek hem de ironik anlamda kullanır. Roman; entelektüel, sol görüşlü, devrime sempati duyan, antikonformist bireylerin siyasal ve bireysel çatışmalarını işler. Bu bölümler oldukça başarılıdır ancak zaman zaman uzatılmış duygusal dökümler, düşünsel yoğunluğu yüksek kısımlar yanında genel yapıyı zayıflatır. Beauvoir; Henri,Robert ve Anne karakterleri üzerinden savaş sonrası dönemin aydınlarını, içsel çelişkilerini ve ideolojik bocalamalarını gözler önüne serer. Özellikle Anne karakteri, kadın rollerine dair sorgulayıcı yaklaşımıyla öne çıkar. Bu kitap, düşünceyi okura dayatmadan; içten içe sorgulatan bir “var olma manifestosu” niteliğindedir. Beauvoir; Nelson Algren, Sartre, Camus gibi figürlerle kurduğu ilişkileri edebiyat aracılığıyla dönemin ruhuna işler. Kitabın basındaki yankısı da bu ilişkiler üzerinden şekillenmiştir. Eleştirmenler bağlantıların gerçekliği üzerine yoğunlaşsa da yazar yalnızca Anne’nin kendi yansıması olduğunu kabul eder. Ancak okur; Robert’i Sartre, Henri’yi Camus, Lewis’i ise Nelson Algren olarak görmenin keyfini yaşar. Hatta Anne'nin kızı Nadine, yazarın ikiz yansıması gibidir. Kadın karakterler üzerinden ayrı bir etüt yapmak gerekir. Roman, dönemin politik anlayışından farklı olarak hem erkeğin gölgesinde kalan kadın figürlerini hem de bireyselleşmeyi başaran kadınları ele alır. Bu bağlamda, Paule en dikkat çekici karakterlerden biridir. Yazar bakış açısını bu üç kadın arasında dağıtarak romana renk kattığı gibi bir kadın modeli de öneririr. Sonuç olarak, Fransız entelektüeller;
MandarinlerSimone de Beauvoir · Everest · 2024425 okunma
Puan vermedi·816 syf.··
2025 22. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 21 Nisan 2025 23:41
Fransız yazar ve düşünür Simone de Beauvoir’nın 1954’te Goncourt ödülünü alan eseri Mandarinler, ikinci dünya savaşı sonrasının Fransa’sında bir grup Parisli entelektüeli anlatıyor. Savaşın etkilerinin henüz silinmediği kentte, eşini dostunu yitirmiş, bocalayan, oradan oraya savrulan bir grup insan. Yarı otobiyografik bir roman bu. Yazarın hayatından bolca iz taşıyor. Hikâye iki ana karakter üzerinden ilerliyor: Psikiyatrist Anne (Simone) ve yazar Henri (Albert Camus). Bu iki karakterin içinde bulundukları buhranı, hayatlarına girip çıkan insanları gözlemliyoruz. Aynı zamanda savaş sonrası Fransa’sındaki siyasi ortama tanık oluyoruz. Paris’in iki savaş arasında kültür ve sanatın öncülüğünü yaptığı meşhur altın çağının bittiğini düşünüyor yazar. Hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağına, şehrinin, ülkesinin görkemini yitirdiğine inanıyor. Kitapta bolca ideolojik çatışma ve bunun yanısıra bireysel açmazlar, kadın erkek ilişkileri mevcut. Anne karakterinin hayatındaki erkek ünlü yazar Robert (Sartre) ve Chicago’da tanışıp deli gibi aşık olduğu Lewis (Nelson Algren) romanda yer alan diğer dikkat çekici karakterler. Henri’nin yaşamındaki gelgitler ve Paule adlı şarkıcı kadın ile çetrefilli ilişkisi ise apayrı bir romanın konusu olabilirmiş, öyle güzel. Kitabı çok beğendim. Bu devasa romana -810 sayfa- başlamaya cesaret etmek benim için delilikti. Dokuz gün süren bir macera oldu ve akıp gitti. Bence tek kusuru fazla uzun olması. Büyük eser, sıkı roman, başyapıt. Zihin açan, ufku genişleten romanlardan. Ancak, bir kitabı okurken bir yandan da yazarın yaşamını didikleme huyum var.
1000Kitap
MandarinlerSimone de Beauvoir · Everest · 2024425 okunma
özgürlüğün ne olduğunu sorgula!
10/10
·924 syf.··
Beğendi
·
2021 17. kitabı
·
33 günde okudu
·
Okunma: 20 Mart 2021 20:46
Bütün karakterlerin ruhuna bürünüp onları tek tek yaşadığınız kitap! İnsanın Kendini sevilmeye layık bulmama, terk edilme korkuları... Aslında hayatın içinden başka zamanda da olsa gerçekten yaşamış olan karakterlerin olaylara, durumlara bakış açıcısı... Kendisi de bir psikolog olan Simon de Beauvoir’in gözünden bizim bozukluk dediğimiz psikolojik sorunlara bakışı, aslında psikolojik tedavi ‘düzelme’ dediğimiz şeyin ne kadar kaygı verici ve herkesi aynı yapma çalışması olduğu... Birbirlerine ne hissettiğini açıkca söyleyebilen sevgililer... Bireysel hayatlarına müdahale etmeden çift olan eşler... Duygularını sonuna kadar yaşayan ve hatalarını kabullenebilen bireyler... Eşine güven veremediğinden onu saçma davranışlarından dolayı yadırgamak yerine suçu kendinde bulup pişmanlık duyan erkekler... Bir erkeğe onu sevdiğini gurura yer vermeden söyleyebilen kadınlar... Sanki yan masamda oturuyorlarmış da kulak misafiri oluyormuşcasına dinlediğim mandarinlerin muhabbetleri... Kadınlarının komplekslerini onları aşağılamak yerine böyle hissettirdikleri için üzülen erkekler... Yer yer kendimi eleştirip yer yer kendimle gurur duyduğum 924 sayfa
MandarinlerSimone de Beauvoir · Alfa Yayınları · 2019425 okunma
9/10
·816 syf.··
Beğendi
·
2025 9. kitabı
·
32 günde okudu
·
Okunma: 17 Nisan 2025 00:44
1940-60 arası Almanların Fransadan çekilmesinden sonraki süreçte burjuvanın ülke siyasetindeki fikir ayrılıkları temasıyla hem siyasi hem bireysel boyutuyla çok katmanlı (gerçekten katmanlı 850 sayfa) ama katmanlarıyla (genel olarak) insanı sıkmayan akan bir kitap. Yazarın entelektüel ve içsel sorgulamaları çpk hoşuma gitti. Kitaba başlamadan önce konusu hakkında bir fikrim yoktu ama şimdi araştırdığıma göre otobiyografik bir romanmış. Ana karakter kendisi, ana karakterin eşi yaşlı entelektüel olarak betimlediği Satre’ ı, onun o siyasi ortama göre görece objektif durmaya çalışan yakın arkadaşı da Albert Camus ‘yu temsil ediyormuş. Kitaba dair yapabileceğim tek eleştiri ana karakterin amerikalı bir yazarla birlikte olduğu kendinden ödün verdiği kısımlar.. Eçok uzun ve gereksiz buldum çünkü böyle ciddi bi temelde başlayan kitabın reklam arası gibiydi, sanki yazar orda kopmuş içini dökmek istemiş gibiydi ki yarı otobiyografi olduğunu görünce evet o ksıım da mantıklı geldi. Genel olarak beğendim oldukça akıcı, tavsiyedir
MandarinlerSimone de Beauvoir · Everest · 2024425 okunma

Yazar Hakkında

Simone de BeauvoirYazar · 37 kitap
Simone Lucie-Ernestine-Marie-Bertrand de Beauvoir (/simɔn də boˈvwaʀ/; 9 Ocak 1908 – 14 Nisan 1986) Fransız yazar ve filozof. Roman, felsefe politik ve sosyal deneme, biyografi ve otobiyografi yazarı, gazeteci. En önemli eseri 1949’da yazdığı, kadınların gördüğü baskıların bilimsel incelenmesini yaptığı ve modern feminizmin temellerini kurduğu İkinci Cins (Le Deuxième Sexe) adlı eseri sayılabilir. Yaşamı  Simone de Beauvoir 9 Ocak 1908’de Paris’te Georges Bertrand ve Françoise (Brasseur) de Beauvoir çiftinin kızı olarak dünyaya gelmiştir. Geleneksel bir ailenin büyük kızıdır. Otobiyografisinin ilk bölümünde (Bir Genç Kızın Anıları) dinine ve ülkesine bağlı ataerkil bir ailenin sorumluluklarla donatılmış kızı olarak yaşadığı dönemden bahseder. Kişiliğinin koyu katolik annesinin ve bilinemezci babasının karşıtı olarak şekillendiği söylenebilir. Çocukluk ve ergenlik çağını etkileyen iki ilişkisinden biri kardeşi Helen diğeri arkadaşı Zaza ile olan ilişkisidir. Helen’in küçüklüğünden itibaren ona sürekli bir şeyler öğretmeye onu yetiştirmeye çalışmış ilişkisinde öğretici bir kaygı içinde olmuştur. Zaza ise trajik yaşamı ve ölümü ile Simone’nun karşılaştığı ilk sorunu oluşturuyordu. Matematik ve felsefede Baccalauréat sınavını geçtikten sonra Katolik Enstitüsü’nde matematik öğrenimi ve Saınte Marie Enstitüsünde yabancı dillerde yazın eğitimi gördü. Daha sonra Sobone’da felsefe eğitimi aldı. 1929’da seçkin Ecole Normale Superieure’ye kayıt olan ve Sabone’da kurs almakta olan Jean-Paul Sartre ile tanışır. Beavuvoir’un Ecole Normele’de eğitim gördüğü yanlış ve yaygın olan bir bilgidir. Ancak bu okuldaki Sartre ve felsefe gurubundaki diğer insanlar tarafından iyi tanınmaktadır. 1929’da felsefede Agregation başaran en genç öğrenci olur. Sartre o yıl birinci olur, Simone ise ikinci. Ancak herkes bilir ki de Beauvoir felsefede en iyi idi. Sartre’a birincilik erkek olduğu için verilmişti. Sorbonne’da iken hayatı boyunca bilinecek lakabı Castor(Cesur) edinecektir. 1943 yılında Simone Konuk Kız (L'Invitée) adlı Rouen okulundaki öğrencilerinden Olga Kosakiewicz ile olan kronik lezbiyen ilişkisinin öyküsünü yayınladı. Bu öykü aynı zamanda de Beauvoir ile Sartre arasındaki karmaşık ilişkiyi ve ilişkinin bu üçlü ilişkiden nasıl zarar gördüğünü anlatır Ve II. Dünya Savaşı'ndan sonra De Beauvoir Sartre’ın Maurice Merleau-Ponty ve diğer arkadaşları ile kurduğu Modern Zamanlar (Les Temps Modernes ) adlı politik gazetede çalışmaya başladı. De Beauvoir bu gazetede kendini geliştirdi ve ölümüne kadar editör olarak çalışmaya devam etti. Belirsizlik Ahlakı Üzerine (Pour Une Morale de L'ambiguïté , 1947) kitabında Fransız varoluşçuluğu etkileri farkedilmektedir. Kitapta çok sade bir biçimde Sartre’ın olmak ve hiçlik felsefeleri arasındaki geniş açıyı göstermektedir. De Beauvoir bir biseksüeldir. Ancak bir seminerde Nelson Algren’le tanıştığı 1947 yılına kadar kadar orgazma ulaşamamıştır. Chicago’da Beauvoir Algren ile ilişkisinde ilk orgazmını yaşar. Bu Fransa’da iki ayrı kitap olarak basılan İkinci Cins kitabına da ilham olur. Bu çalışma Amerika’da da The Second Sex olarak yayıncı Alfred A. Knoph’ın karısı Blance Knopf ‘un tavsiyesi üzerine Howard Parshley tarafından çevirilerek yayınlanır. Kadın: Efsane ve Gerçek  Simone de Beauvoir önce Kadın: Efsane ve Gerçek adlı denemesini yazar. Bu denemesinde erkeklerin kadınları, erkekleri yanlış havalara, izlenimlere sokan gizemli “diğer”ler olarak gördüğünü iddia eder. Ve erkeklerin, bu “diğer”olma durumunu, kadınları ve onların problemlerini anlamadıklarına, onlara yardım etmediklerine hatta onlara uyguladıkları baskılara bir neden olarak kullandıklarını iddia eder. Bu durumun tüm toplumlarda klişeleşmiş bir hal aldığını ve her zaman hiyerarşiyi elinde tutanların güçsüzleri “diğer” olarak tanımladığını ve onları etraflarında dolaşan karanlık gölgeler olarak nitelendirdiğini savunmuştur. Bu durumun sınıflar arasındaki ilişkilerde, dinsel, ırksal ayrımların mücadelesinde her türlü karşıtlıkta görüldüğünü ama hiç karşıtlıkta “diğer” nitelendirmesinin ve “diğer”e yaklaşımın kadın-erkek ayrımındaki kadar klişeleşmiş bir hal almadığını, hayatın mevcut düzenine gerekçe olarak gösterilmediğini söyler. İkinci Cins  Yazarın bu eseri 1949’da Fransa’da yayınlanmıştır. Freudcu yönleri ağır basan feminist bir varoluşçuluk göze çarpar. Varoluşçulukta olduğu gibi de Beauvoir temel prensip olarak var oluşun özden önce geldiğini kabul eder ve “Kadın doğulmaz kadın olunur.” prensibine ulaşır. Araştırmaları diğer kavramı üzerine yoğunlaşmıştır. Kadınların diğer olarak tanımlanmasını ve mevcut sosyal konumunu, gördüğü baskının temeli olarak olarak nitelendirir De Beauvoir tarihte her zaman kadının sapkın ve anormal canlılar olarak görüldüğünü iddia eder ve Mary Wollstonecraft’ın dahi erkekleri kadınlara ulaşmaları gereken ideal örnek olarak gösterdiğini ileri sürer. De Beauvoir “Bu durum kadınların kendilerini normalden sapmış, dışta kalan ve normale ulaşmaya çalışan canlılar gibi algılamalarını sağlayarak onlarını başarılarını sınırlandırmışdır.” der. Feminizme göre bu düşünce artık bir kenara atılmalıdır. De Beauvoir iddia eder ki kadınlar erkekler kadar ayırım yapma, seçme yeteniğine sahiptir ve böylece kendilerini geliştirmeyi seçebilir, kadını mevcut durumundan ileri götürebilir, kendi hayatlarının ve dünyanın sorumluluğunu alabilir. Ölümü ve sonrası  1981’de Sartre’ın acı dolu son yıllarını anlattığı Veda Töreni’ni (Cérémonie Des Adieux) yazar. Kendisi de Paris’de Cimetière du Montparnasse mezarlığına Sartre’ın yanına gömülür. Mezar taşında isimleri alt alta yazılır. Ölümüden sonra ünü yayılmaya devam eder. Sadece 1968’lerin post-feminizminin kurucusu olduğu için değil aynı zamanda akademisyen olarak ve varoluşcu Fransız düşün insanı olarak da ünü gelişerek yayılır. Sartre’ın üzerindeki etkisi her zaman görülür. Felsefe üzerine yazdığı birçok eserde de Satre’ın varoluşçu etkisi görülebilir. Paris'te Seine Nehri üzerine yapılan bir köprüye yazarın adı verilmiştir. Eserleri  Konuk Kız, (1943) Pyrrhus ve Cineas, (1944) Başkalarının Kanı, (1945) Kim Ölecek?, (1945) Her Erkek Ölümlüdür, (1946) Belirsizlik Ahlakı Üzerine, (1947) İkinci Cins, (1949) Gün gün Amerika, (1954) Mandarinler, (1954) Sade’ı Yakmalı mı?, (1955) Uzun Yürüyüş, (1957) Bir Genç Kızın Anıları, (1958) Yaşlılık, (1960) Sessiz Bir Ölüm, (1964) Les Belles Images, (1966) The Woman Destroyed, (1967) Yaşlılık, (1970) Hesap Tamam, (1972) When Things of the Spirit Come First,(1979) Veda Töreni, (1981) Sartre’a Mektuplar, (1990) Aşk Mektupları (Nelson Algren’e), (1998) Ödülleri 1983 Sonning Ödülü