Rusya İç Savaşı'nın son yıllarında özellikle Kazan bölgesinde korkunç bir kuraklık yaşanmaktadır.
Kuraklığın doğurduğu kitlesel açlık sonucu, büyük bir nüfus topraklarını bırakıp, şehirlere akın eder.
Sokaklar, aç çocuk doludur.
Devlet, ailelerini kaybetmiş, aç çocuk ordusunu, ( yaklaşık 150000 ) nispeten gıdanın bol olduğu, en azından hayatta kalma ihtimalinin daha yüksek olduğu yerlere transfer etme kararı alır.
Semerkant Katarı, başında katar komutanı Deyev ve çocuk komiseri Belaya'nın gözetiminde 500 çocukla yola çıkar.
Daha en başında çocuk seçiminde yumruğu yiyoruz, en yumuşak yerimizden.Deyev, hiçbir çocuğu geride bırakmak istemez.Ancak katar yola çıkmayı bile mucizevi bir şekilde gerçekleştirir.
Katarı hareket ettirecek yakıt, hatta kimi zaman ray bile yoktur.
Çocuklar için yeterli yiyecek, salgın hastalıklara karşı ilaç da yoktur.
Elde sadece Deyev'in inancı, azmi, şefkati, Belaya'nın kuralcılığı, katılığı, görev bilinci vardır.
Bug ve Fatima'yı da ekleyince bu ikiliye, olmazı oldurmaya, " yaşanılanlara duyulan öfkeyi sevgi gibi ikinci bir kanat" olarak taşımaya başlarlar.
Oyunlarda olur ya, yaralandıkça macera boyunca ilk yardım çantası, yiyecek bulursun, yoluna devam edersin.Tam da onun gibidir Semerkant Katarı.Yolda çare bulurlar, sıkıntılarına.
Çocukların her birinin adı, lakabı vardır.Devey tek tek sayar adlarını ki romanın en etkileyici bölümlerinden biriydi benim için.
Duygusal yükü çok ağır bir kitaptı, Semerkant Katarı.Zaman zaman durup soluklanma ihtiyacı duydum. Teknik olarak ara sıra savrulmuşluk hissi verdi bana.Geçişler hızlandırılmış gibiydi.Belki yaşanılanların yoğun oluşu buna yol açtı, bilmiyorum.Benim böyle yazarlara "dur biraz soluklan" diyesim var.
Kesinlikle okunmaya değer, Semerkant Katarı.