Öyle olmaz ki, çok vakit alır. İşte onun için de, evladının kanını yerde görmek feci bir şeydir. Bir dakikacık akan pınar gibi; bizim yıllarımıza mâl olmuştur oysa.
Yüreğimde sıkışıp kalanları haykıramadığım için delirdim. Yüreğimde hep fışkırmaya hazır bir çığlık duruyor; onu gemlemek, örtülerin altına saklamak zorundayım. Ama ölüleri alıp götürürler, susmak zorunda kalırsın.
Bakın, şurada bıyığımın altına, dudağımın üstünde pek hoş duran küçük çiçeği görüyor musunuz? Doktorlar buna ne diyorlar, biliyor musun? Oh! Çok hoş bir adı var. Karamela gibi tatlı bir ad: Epithelioma. Söyleyin benimle beraber, siz de tadını duyacaksınız.
“Epithelioma”: Çiçeklere takılan adlara da benziyor, değil mi?
Nedir bu biliyor musunuz? Ölüm.
Geçerken bu çiçeği dudağıma yapıştırı verdi.
“Hatıram olsun” dedi. Arkasından da şunu ekledi. “Beş altı aya kadar gelirim”
Şimdi söyleyin bana: Bu çiçek ağzımın içindeyken, sâkin, sessiz köşemde otura bilir miyim? Söylüyorum bunu karıma, soruyorum? “Nedir benden istediğin? Öpeyim mi yani seni?” “Evet öp beni” diyor. Geçen gün ne yaptı biliyor musunuz? Dudaklarını bir toplu iğne ile delik deşik etti, kanattı, sonra başımı iki eli arasına alarak beni ağzımdan öptü. Benimle beraber ölmek istiyormuş!