Solmaya yüz tutmuş, buruşmanın, renk atmanın farklı evrelerindeki çiçeklerin fotoğraflarını çekmeye devam ediyorum — dökülen tacyaprakları, çoktan yaşlanmış, baştan çıkarma işlevini çoktan yitirmiş çırılçıplak dişicik boruları ve sapçıklar. Arılarından mahrum kalmış, ölüme yüz tutmuş çiçekler... Solmanın özel bir hüznü ve güzelliği var, ama insanlarda, hatta hayvanlarda bile yaşlanmayla birlikte gelen o çaresizlik yok. Muhtemelen bu yüzden ölen güllerin, zambakların, lalelerin, kelleşen şakayıkların, buruşan gelin çiçeklerinin ve menekşelerin fotoğraflarını çekmeye devam ediyorum... Botanik, gerçekten ölmeden nasıl güzel ölündüğünü biliyor. Botanik ölüm hakkında hâlâ fazla şey biliyor.
Belki de babamın görevi buydu, diye düşünüyorum, kendisi bile farkında olmadan — kendi büyüttüğü ve her yerde peşinden gelen küçük bir hikâye sürüsünün çobanı olmak. Ya da orada, hikâyelerle ve soy ağaçlarıyla dolu bahçede sadece bir bahçıvan olmak.