Saraylı beyefendiler, daha acımasız, daha akıl dışı bir güçten yani toplum baskısından çekindikleri için onların sinirlerinin, öfkelerinin, nefretlerinin, isyanlarının her türlü tercümesini bastırma gücünü en yüksek düzeyde elde ederler.
Ernest Renan'ın dediği gibi; "artık sahip olmadığım bir inancın hâla beni yönettiğini hissediyorum. İnancın özelliği, kaybolmasına rağmen hâlâ etkili olmasıdır."
Dindar geçinip bir tek ayini bile kaçırmak istemeyen dindar kadınların bazen nasıl bir kız arkadaşının şöhretine göz dikebileceğini; politikacıların insan severlik gösterisi yapıp, garibanların kaba saba evlerini ziyaret etmekten, genelde üstü başı kirli ve her zaman kaba olarak gördükleri yoksul insanlarla iletişim kurmaktan nasıl dehşetle kaçındıklarını görebiliriz.
Bir ulusun, politik bir grubun iradesi duygu durumlarının (çıkar, ortak korkular, ortak istekler, vs.) bir sonucudur. Yani halkı yönlendirmek için salt fikirler yeterli değildir.