- Eser miktarda spoiler içerir -
"Susturulduğu için kendi kendine konuşan kadınların romanı bu. "
Kitabın arka kapağında bu cümle yazıyor. Bu cümle bile ne kadar iddialı bir kitap olduğunu bence gösteren bir şey.
Antabus; alkol bağımlılığında kullanılan bir ilacın ismi. Ana karakterimiz Leyla'nın almak için kocasının bira şişelerini sattığı ilaç. Ama bundan önce en başa dönelim.
Leyla, ailesi ile birlikte Anadolu'nun bir yerinden İstanbul'a taşınan bir genç kız. Okutulmamış. Eğitimden ve sevgiden mahrum bırakılmış.
İstanbul'a taşındıktan sonra bir ev tutulması için kardeşleriyle beraber çalışmaya başlayan Leyla'nın payına bir konfeksiyon düşüyor. Leyla, hayatını değiştiren olayları da burada yaşıyor. İlk aşkını ve ilk hayâl kırıklıklarını bu konfeksiyonda yaşıyor.
"Ömer benim İstanbul'da gördüğüm ilk güzel manzaraydı. Başka da görmedim zaten..." sf.19
Bu konfeksiyonda başına gelen korkunç bir olay yüzünden kendinden yaşça büyük, ona şiddet uygulayan ve alkolik bir adamla evlendirilen Leyla, hayatta kalmanın bir yolunu arıyor bir nevi.
Sürekli şiddet gördüğü, yediği dayaklardan sonra gözünü hastanelerde açtığı, evlilik içi tecavüzlere uğradığı, çocuklarını korumaya çalıştığı bir hayatta Leyla bize sorunlarını anlatıyor. Hem de öyle içten, öyle doğal anlatıyor ki Leyla ile karşılıklı kahve içtiğinizi sanırsınız.
Kitap öyle bir yazılmış ki, okurken aklınıza direkt bir tiyatro sahnesinin ortasında tek bir kadının monolog performansı geliyor. Zaten Antabus, 2016 yılında Afife Tiyatro Ödülü'nü almış tek kişilik bir tiyatro oyunu. (Canlandıran oyuncu Nihal Taşçı)
Anlatılan konu o kadar içinize dokunuyor, o kadar bizden, o kadar gerçek ki insan bu gerçeklik karşısında bazen hayrete düşüyor. Eşinin şiddetinden kaçmak için hastanelerde kalan ve refakatçilik yapıp