Just Imagine

Puan vermedi·272 syf.··
2022 4. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 04 Ağustos 2022 18:45
Öyle bir kitap ki sindire sindire okumazsanız hiçbir şey ifade etmiyor. Öncelikle Oscar Wilde'ın yazım dilini, kitabın içeriğini beğendim ancak anlayamadığım bir şekilde burada olan incelemelerdeki gibi o muhteşem hisler, vay be ben ne okudum düşüncesi bende uyanmadı. Bunu da kitabın felsefik yanının ağır basması, sindirerek okunması gerektiğine bağladım o yüzden. Belki de benim için yanlış bir zamandı, ama yine de beğendim. Özellikle Lord Henry'nin konuştuğu kısımlar çok keyifliydi genellikle aforizmalar havası vardı. Açıkçası kitabı içeriğiyle ilgili hiçbir fikrim olmadan elime alıp okumaya başladım, ilk 15-20 sayfasını okuduğumda bıraksam mı dedim çünkü kitapta beni rahatsız etmese de okuyunca zevk almayacakmışım gibi hissettiğim şeyler vardı. Yine de şans vermek istedim pişman olmadım. Kısaca hikayeyi özetleyecek olursak; yüksek sınıftan, oldukça yakışıklı olan Dorian Gray'in büyüleyici güzelliğinden etkilenen ressam Basil Hallward Dorian'ın portesini çizer. Fakat Dorian portreyi görünce ben yaşlanıp çirkinleşsem de o hep güzel, olağanüstü kalacak diye düşünerek hiç yaşlanmamayı, çirkinleşmemeyi diler. Gel gelelim ki dileği kabul olur; yıllar geçtikçe portredeki Dorian'ın yüzü iğrenç bir hal alır, çirkinleşir; oysa gerçek Dorian'da tek bir kırışıklık yoktur. Bu kez de Dorian bu duruma öfke duymaya başlar, portreyi görünmeyecek bir odaya kaldırır üstünü kapatır. Aradan geçen zamanda Basil kendini ziyarete geldiğinde Dorian öfkesinden onu öldürür, cesedini bir kimyager arkadaşına yok ettirir. Fakat bu sefer de portrenin üstünde kırmızı bir leke belirmiştir. Bu süreç boyunca Dorian'ı çok etkileyen, hatta manipüle ettiğini bile düşündüğünden ondan bir süre uzak durmaya çalıştığı arkadaşı Lord Henry de vardır. Aslında Lord Henry'nin Dorian üstündeki etkisi de Dorian'ın
Dorian Gray'in PortresiOscar Wilde · İş Bankası Yayınları · 202199bin okunma
Reklam
8/10
·331 syf.··
2022 3. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 23 Temmuz 2022 22:28
Saramago'dan okuduğum ikinci kitap Körlük. Öncelikle, anladığım kadarıyla Saramago hiçbir eserinde noktalama işaretlerini yoğun kullanmıyor; bunun yerine sadece nokta ve virgülle bütün hikayeyi sürdürüyor. Bu yönden çok fazla eleştri almış olsa da okunması bence zor değildi gayet anlaşılır bir dil kullanmış. Bunun haricinde kitapta bir yer, ülke yok; karakterlerin isimleri yok. Bence bunun sebebi anlatılanların evrenselliği, yerinin neresi olduğunun zerre önemi olmaksızın tüm insanlığın bir kriz durumunda nasıl davranabileceği, ne kadar çirkinleşebileceği ve ne kadar insan kalabileceği gösterilmek istenmiş. Kitabın başında yoğun betimlemeler vardı. Ve karakterlerden isim yerine dış görünüşleri, meslekleri, sıfatlarıyla bahsedildiği için tam olarak gözde canlandırma garantisi veren bir anlatımdı. Okurken her bir karakterin görünüşü zihnimde kolaylıkla canlandı. Ayrıca okurken kendimi sık sık yerlerine koydum , koymamak mümkün değildi. Kitabın içeriğine gelirsek; ortada hiçbir sebep yokken arabasında kör olan bir adamla başlıyor öykü. Sonra ona yardım eden adama körlük bulaşıyor, adamdan başkasına derken tüm ülke beyaz felaket adını verdikleri körlüğe esir oluyorlar. Bir kişi dışında, yazarın doktorun karısı adını verdiği karakter hikayenin başından sonuna hiç kör olmuyor. İlk kör olanlar karantinaya alınıyor, fakat bu sayı giderek 100leri, 200leri bulduktan sonra karantinadan çıkılıyor, tabii karantinadayken olan olaylar insanlığın tüm çirkin yönlerini de ortaya döküyor. Sonrasında geriye döndüklerinde hiçbir şey eskisi gibi değil. Yollarda cesetler, insanlar her yeri yağmalamış, yiyecek yemek giyecek kıyafet hatta su bile nerdeyse yok. Birkaç sıralı gün böyle geçerken bir körün ben artık görüyorum demesiyle farkediyorlar bu geçici bir hastalık ve her biri, birer
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022131,8bin okunma
Puan vermedi·60 syf.··
2022 2. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 12 Temmuz 2022 00:03
Saramago'yu okumaya başlangıç kitabım. Bundan dolayı dili tuhaf geldi çünkü kitapta diyaloglar da dahil olmak üzere sadece nokta ve virgül kullanılmış. Bu okurken işi biraz zorlaştırsa da dilini sevdiğimi söyleyebilirim. Bir başlayayım devamını sonra okurum diye başladığım, başlar başlamaz bitirdiğim bir kitap oldu. İçine çeken bir anlatımı olarak başladı öyle de sürdü ama kitabın sonu anlam veremediğim şekilde bitti. Kraldan bilinmeyen bir ada keşfetmek için tekne isteyen ama aynı zamanda da denizcilikle ilgili hiçbir fikri olmayan adamın "mühim olan varış değil gidiştir" düşüncesi altında buna girişmesini ve bu isteğinin gerçekleşmesi için kralın kapısında üç gün yatma kararlılığı göstermesiyle başlıyor olaylar. Kral adamın isteğini yerine getirince de kralın temizlikçisi olan kadının bir daha görevine dönemeyeceğini bilmesine rağmen saraydan çıkıp adamın bu hedefinde gidilecek yola ortak olmasıyla hikaye sürüyor. Okurken anlıyoruz ki adamın aslında bilinmeyen ada bulma amacı kendini bulma amacıyla eşdeğer. Yani ada tamamen bir metafor olarak kullanılmış. Kadının güzelliğini sonradan farkedişi de bir amaç uğruna yola çıkıldığından insanın yanıbaşındakinin bile farkına varamayacağının mesajını veriyordu. Kitaptaki pek çok şey yoruma açıktı bence her bir noktadan birden fazla mesaj çıkarılabilir. Hikaye her ne kadar güzel mesajlar içeriyor ve ilham veriyor olsa da sonunda ne olduğunu, böyle bir adanın var olup olmadığını ve kadının ne kazanıp ne kaybettiğini öğrenmek isterdim. Her şeye rağmen okunmaya değer, zaten bir çırpıda bitecek tavsiye ettiğim bir kitap.
Bilinmeyen Adanın ÖyküsüJosé Saramago · Kırmızıkedi Yayınevi · 200927bin okunma
Bir yerde kötülük varsa, oradaki herkes biraz suçludur.
7/10
·196 syf.··
2022 1. kitabı
Ütopya sunduğunu düşünerek başladığım roman distopyaya dönüşerek bitti. Kitaptaki demokrasi adı altındaki diktatörlük, Zülfü Livaneli'nin deyişiyle ''çoğunluk diktatörlüğü'' günümüzün yansımaları mı diye düşünmeden edemiyor insan. Bu sebeple de kitabın yazıldığı tarihe baktım ve 2008 olduğunu gördüm. Livaneli'nin kişiliğini de yazarlığını ve görüşlerini de hep beğenmişimdir; başlarda diğer kitaplarına göre bunu vasat bulup elimde sürüklesem de ortalarına geldikten sonra aktı gitti benim için. Cennet adamız şeklinde ifade ettikleri musmutlu yaşadıkları adalarına bir gün diktatör başkanın yerleşmesiyle hayatları değişen halkın başına gelenleri, aslında suçlunun ta kendileri olduğunu, başkanın halk oylaması altında çevreye karşı bilinçsizce yaptığı her eylemin adayı mahvedişini, günbegün daha net görmelerine rağmen kimsenin dur demeyişini okuyoruz bu kitapla. Sondaki söyleşi kısmını mutlaka okumanızı tavsiye ederim; kitabın içinden bazı kısımlar Livaneli'ye sorulmuş birebir fikirlerini okumak güzel oldu. Diğer kitapları arasında benim için biraz gerilerde yer alsa da mutlaka okunması gereken asla içi boş olmayan bir kitap.
Son AdaZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 201362,1bin okunma
Oblomovluk salt tembellik midir?
8/10
·632 syf.··
2021 10. kitabı
·
36 günde okudu
·
Okunma: 27 Ağustos 2021 02:05
Kitabın ön sözünde bu soruya cevaben: ''Tembel, işten kaçan ve işsizlikte mutluluğu bulan adamdır. Oblomov'sa hiçbir zaman işe giremeyen, işsizlikten de zevk alamayan bir adamdır.'' şeklinde değiniliyor. Aslında derine inildiğinde sosyokültürel açıdan pek çok mesaj barındıran, karakterleri neredeyse metafor olarak kullanıp eski-yeni Rusya'dan bahsedilen bir kitap. Kitabın ön sözünde konuya bütün olarak bakılıp etraflıca anlatılmak istenenler tek tek yazılmış ve bu beni rahatsız etmiş olsa da kitabı okumaya başladıktan sonra okuma sürecim uzun sürdüğünden ön sözde yazılanları aklımdan çıkarmışım açıkçası. Ve bu da kitap üzerinde kendi fikirlerimi kullanmamı, kitap bittikten sonra başkalarının incelemelerini okurken veya dinlerken özellikle ön sözde yazılanlardan bahsedildiğini fark etmemi sağladı. Sonrasında kitap bittiğinde tekrar dönüp ön sözü okuyup keşke ön söz değil de son söz olsaymış dedirtti açıkçası. Kitabın kısaca özetine geçmeden önce kitapla ilgili belli başlı analizlerimden bahsedecek olursam; Kitapta Rusların yaşam tarzları, kariyer hedefleri, hayata bakış tarzları, çocuklarını yetiştirmeleri, sosyoekonomik değişimler ve bu gibi pek çok konuda geçiş dönemini görüyoruz. Aslında eski Rus devrinde Rusların pek kariyer ve yükselme odaklı değil, yaşamlarını idame ettirebilecek şekilde devam ettiklerini anlatıyor. Oblomov karakteri üzerinden aslında insanın yetişme çağı ve içinde bulunduğu ortamın hayatını şekillendirdiğinden, birlikte büyümüş iki arkadaşın hayatlarının nasıl iki zıt kutba ayrıldıklarını görüyoruz. Kitabı geriye dönüp baktığımda bana hatırlatacak kadar özetleyecek olursam: Oblomov varlıklı bir aileden gelen fakat hiç bir iş yapmayan, sürekli hayaller kurmasına rağmen gerçekleştirmeye üşenen, öyle ki toprak sahibi olduğu Oblomovka'yı
Oblomovİvan Gonçarov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202149,8bin okunma
Reklam