ayça

ayça
she never looked nice, she looked like art and art wasnt supposed to look nice, it was supposed to make you feel something...
Umacak hiçbir şey kalmamışken bile umudunu yitirmeyenleri; çılgın âşıkları; baskı ve gerilim altında, her türlü dehşet ve facia arasında mücadelesini sürdürenleri; gayretlerinin gücüyle hayatın kabuğunu çatlatan devleri yüceltmek istiyordu.
Reklam
Hayat...hayat... Bu ne demekti? Bu o kadar fena bir şey miydi?
...Fakat unutmayınız ki bir kadın kendisine bütün gençliğinin samimiyetiyle kalbini vermek isteyen, ruhunun bütün sevda ateşiyle ayaklarına atılarak nihayet aşkının feryadını saklamamaya müsaade dileyen bir zavallıya karşı hiçbir zaman tamamıyla kayıtsız kalamaz.
Bir hırsızın kafasının iki ismi var: Düşünür, akıl yürütür, suça teşvik ederse zeka küpü; cellat keserse kütük.
Siyah araba beni o iğrenç Bicêtre'e getirdi. Uzaktan bakıldığında, ufukta bir tepenin yamacında beliren bu binanın bir heybeti, eskiden kalma bir kral şatosuna benzeyen bir ihtişamı vardır. Ama yaklaştıkça saray viraneye dönüşür, beşik çatıların çürümüş yan duvarları göze hiç hoş görünmez. Bu kraliyet cephelerini nasıl bir utancın ve yoksunluğun kirlettiğini bilemiyorum; duvarların âdeta cüzzamlı olduğu söylenebilir. Camsız pencerelerde bir kürek mahkûmunun ya da bir delinin solgun yüzünü yasladığı iç içe geçmiş kalın demir çubuklar görülür. Bu hayatın yakından görünüşüdür.
Reklam