Fakat kimse ortaya çıkıp:
"Nereye gidiyoruz, memleketi nereye götürüyorsunuz?" diye, soramıyordu, sormak yürekliliğini gösteremiyordu. Doğunun alışık olduğu uyuşuk bir kadercilikle susuyordu. Çünkü Padişah'tan ve onun hafiyelerinden korkuyorlardı.
Zira aşk ve sevda denilen şey hiç yokmuş diye iddiaya kalkışılınca böyle 'Zelfa' gibi âşıklara ne demeli? Şimdiye kadar hep âşıkların halini tarifle vakit geçirilmiş, aşk hakkındaki tarif ve tetkik ne kadar ihmal olunmuş bilir misin? Şairlerin birçoğu aşkı metheder. Hikâye-nüvisler âşıklığa insanı imrendirir. Ortada cereyan eden vaka-i âşıkane çocukların dahi kulaklarına gitmesi men olunamayacak bir derecede olur da artık gençleri bunun muhataratından sakınmak için öyle şey yoktur gibi muamelede bulunmak ve onu asla bilip işitmemesini arzu eylemek ne kadar beyhude kalır.