Ben aslında Mustaf Güzelgöz'ün gerçek hayat hikayesini okumak, kitapların ulaşmadığı tek bir yer kalmasın diye harcadığı bu canhıraş çabayı görüp hayran kalmak için bu kitabı okumaya başlamıştım. Çünkü hepimizin bildiği gibi bu bir biyografik roman. Gerçek bir hayat hikayesini anlatıyor ve bu hikayeyi öğrenince merak etmeden duramıyorsunuz.
Fakat kitap boyunca cahilliğin tek sebebi dinmiş gibi, halk; dini inanışından dolayı gelişemiyormuş gibi yansıtıldığı için hikayenin güzelliğine fazla odaklanamadım. Normalde bu tip düşüncelerden rahatsız olmam, herkesin bir görüşü var ve ben buna saygı duyuyorum. Ama karşıma şu satırlar çıkınca artık rahatsız olmaya başladım:
"Ama o kimi zaman halkın sağduyusuna derin inançla, kimi zaman hani eski aklı erik atalar, nineler ne demiş, iyiliği yap, at denize; balık bilmezse, o denizde halk da vardır, halk bilir!" (Sayfa 68)
Bu deyimdeki "yaratıcı" anlamına gelen "Hâlık" kelimesi "halk" olarak degiştirilmiş ve deyimin anlamı kalmamış. Deyimin asıl anlamını vermek istemiyorsan hiç kullanmayabilirsin ama böyle olunca kasıt varmış gibi gözüme batıyor. Doğrusunu bilmeden böyle yazılmasına imkan vermiyorum çünkü. Ben yanlış biliyor olma ihtimalime karşı kitap basılmadan önceki tarihli sözlükleri araştırdım. Burada yazana benzer bir şey bulamadım.
Bir de imamın şarap günah değil diye fetva verdiği bir bölüm var, detaylı bir yorum yapmayacağım ama çok anlamsız ve gereksiz bir bölüm olmuş.
En başta kendini Yunan'a ispatlamak için kadınlar üzerinden "aslında kadınlar şöyle medeniymiş böyle konuşkanmış" ifadelerini okuyunca garip gelmişti ama önemsememiştim.
Sonra bu şekilde üst üste gelip birikince satır aralarındaki aşağılık kompleksini daha iyi algılamaya başladım.
Eşekli kütüphanecinin hikayesi çok güzel aslında. Ama ben "Avrupa