İki gün sonra bir tüccar kervanına katılmış, yan yana yürüyorlar, hayran oldukları yazarların en güzel sayfalarını Farsça veya Arapça ezbere okuyorlardı birbirlerine. Zaman zaman bir tartışma çıkar gibi oluyor, ama hemen duruluyordu. Hasan kesin kanaatlerden söz edip, sesini yükseltip, "tartışılmaz gerçekler"i ilan eder ve yol arkadaşını da bunları kabul etmesi için zorlarken Ömer kuşkuculuğunu koruyor, çeşitli görüşleri evirip çeviriyor, nadiren bir seçimde bulunuyor, bilmediğini açıklamaktan hiç çekinmiyordu. Şu kelimeler pelesenk olmuştu ağzına: "Ne diyebilirim ki sana, varlığın sırları saklı senden, benden; bir düğüm ki ne sen çözebilirsin, ne ben. Bizimki perde arkasında dedikodu; bir indi mi perde, ne sen kalırsın, ne ben."
Bir haftalık yolculuğun ardından Isfahan'a vardılar.