Normalde okumadığım tarzda bir romandı. İçeriği ilk başlarda sıkıcı gelse de insanlığın başına gelebilecek en kötü senaryoyu okumak, insanda kaçıncı yüzyılda, hangi ülkede olursa olsun bir bilinç oluşturuyor. Romanda davranışlarınızı geçin, henüz zihninizde sizin bile bilmediğiniz iktidara karşı en ufak tehdit oluşturabilecek düşünceyi yakalayıp size türlü işkenceler yapabilir, sizi hiç var olmamışçasına silebilirler. Şöyle bir hayat düşünün çocuklarınız sizi gözetleyen ajanlar, en ufak yanlış hareketinizi , rüyanızda konuştuğunuz kelimeyi bile sizi ihbar etmek için kullanabilir.. Karı-koca ilişkisi diye bir şey yok. Siz ülkenize asker, ajan, iktidara tapacak nesil üretmek için sadece vazifesini yerine getiren kanunen nikahlı, şehvetten, sevgiden, dostluktan yoksun aynı evde yaşayan iki yabancısınız. En büyük tutkunuz ve sadakatiniz sadece iktidara olabilir. Aksi bir düşünce bahsi açılamaz. Geçmişiniz, tarihiniz yok. Tarih her gün onlar nasıl uygun görürse o şekilde değişir ve siz bunu sorgulamazsınız. İşte roman böyle bir dünyayı Winston adlı karakterin yaşadıkları üzerinden, ağzından size anlatıyor. Gerisi sizin merakınıza ve okuma sevginize kalmış. Ben beğendim. Hatta bu kitaptan sonra bu tarz romanlara olan önyargım kırıldı. :)