İçini çekti. “Evet, şu Hilafet’i kaldırma işiyle bu şapka işi olmayaydı büsbütün iyiydi ya, n’apalım, gülü seven dikene katlanacak… Vardır bir hikmeti… Hükumatımız bizden iyisini bilir. Biz parayı kazanmaya bakalım. Osmanoğlu’nun gidişatı Cumhuriyet’e dönüp ve de Peygamber postuna Gazi Paşamız oturmakla, bu para furyası nedir? Şudur: Hükumatımızın kasasına Hızır uğramıştır. Biz fırsat elvermişken parayı toplamaya bakalım, gerisine karışmayalım.
Aslına bakarsan, hepimiz suçluyuz bu sonuçtan… Alalım beni… Haberim olmadı mıydı Ankara işinden? Olduydu. N’aptım? Hiç. O kararı verenlerin durmayacağını bilmez miydim ben? Bilirdim. N’aptım? Hiç… Hem her şeyden haberin olacak hem katılmadığın halde başarıdan yararlanacaksın… Hem kötüsü geldi mi “Suçsuzum”, diye köpekleyeceksin… Erlik değil bu… Erlik değil ama, Dünya Savaşı’na girerken hepimizin haberi vardı. Kötüsü geldi geleli, ‘Yok’ demekteyiz.
İçimizden kötülük yapmak gelse de , bizi bu kötülük artık her neyse yapmaktan alıkoyan şey hayatımız sona erdiğinde gidilecek başka bir dünyanın var olduğuna inanıyor olmaksa, bu ikiyüzlülük değil midir? Eğer Tanrı varsa bunu bilemez mi? Tanrı, bizim sırf cezalandırılmamak için kötülük yapmaktan geri durduğumuzu bilecek ama bunu bilmesine rağmen bizi cennetiyle ödüllendirecek öyle mi ?