Düşünemeyen, analiz edemeyen, kelimelerin kökündeki hikmeti kurcalayamayan zihinler, inancı bir "yaşam tarzı taklidine" dönüştürür. Rüzgar nereden eserse oraya savrulan, felsefi derinliği olmayan bir inanç ise ilk ciddi fırtınada (sekülerizm, nihilizm veya modernizm karşısında) yıkılmaya mahkumdur.
Dil, imanın muhafazasıdır. Kelimelerin sınırlarını daraltırsanız, insanın gönül ve idrak sınırlarını da daraltmış olursunuz.
Hakk'ın kelamı, insanlığa bir "Dil" (lisan) ve "Beyan" (ifade kabiliyeti) olarak inmiştir. Dolayısıyla dili savunmak, sadece bir milliyetçilik meselesi değil; doğrudan doğruya Hakk'ın emanetini ve o emanetin idrakini koruma mücadelesidir.