İnsanın bir dönem birlikte yol yürüdüğü, arkadaşlık, yoldaşlık yaptığı kişilerle aralarında geçen mahrem sohbetler, edinilen özel bilgiler o kişilerin namusuna emanet edilmiştir.. Sonradan düşman olunsa dahi; adam olanlar, ar, haya, namus kavramlarını bilenler, özel sohbetleri, sırları yılışıkca açığa vermezler!.. Edep, ideoloji, inanç ve adamlık bunu gerektirir!.. Adam olmak iki ayaklı canlı olmaktan çok başka bir şey!..
Kendini yalnız hissettiğinde unutma; Allah sana şah damarından daha yakındır. İnsanlar uzaklaşabilir ama 'O' asla sana uzak değildir.
Din İslam
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Sürekli geçmişe bakan bir zihin önündeki yolu göremez. Güçlü insanlar, yaralarını her konuşmanın merkezine yerleştirmez, dikkatlerini probleme değil hareket alanına yöneltirler. Hafifleme hissi anlatmaya devam ettiğinde değil, anlatma ihtiyacını bıraktığında gelir.
Felsefe
her türlü fanatizme / körü körüne inanmaya bir eleştiri :))
"Düşüncelerini gerektiğinde değiştirebilenler, düşünebiliyor demektir."
Kimse kendini kötü biri olarak görmez
😇 İnsan zihni bazen eski bir tiyatro sahnesine benzer. Dekor değişir, ışık değişir, oyuncular değişir; ama oyunun özü aynı kalır. İnsan da çoğu zaman yaptığı şeyi değiştirmeden önce yaptığı şeyin hikâyesini değiştirir. Çünkü insanın kendini tamamen ‘zalim’, ‘bencil‘ ya da ‘vicdansız‘ biri olarak taşıması kolay değildir. Ruh, kendine bakabildiği görüntüyü korumak ister. Bu yüzden insan başkalarına söylediği yalanlardan çok, kendine anlattığı hikâyelerle yaşar. Birini kırdığında bunu ‘dürüstlük’ olarak anlatır. İnsan kullanmaya ‘hayatın gerçeği’, küçümsemeye ‘eleştirel düşünce’, acımasızlığa ise ‘güçlü karakter’ adını verebilir. Çünkü insan çoğu zaman davranışını değiştirmeden önce davranışının ahlaki anlamını değiştirir. Belki de insan ruhunun en ilginç taraflarından biri budur. İnsan her zaman gerçeği inkâr etmez. Bazen yalnızca gerçeğin adını değiştirir. İlk bakışta küçük görünen bu değişiklikler aslında insanın vicdanıyla kurduğu ilişkinin merkezinde durur. Çünkü insanın en uzun ilişkisi başkalarıyla değil, kendisiyle yaşadığı ilişkidir. İnsan geceleri yatağa başını koyduğunda yanında kalan şey başarıları, ilişkileri ya da toplumsal statüsü değil; kendisi hakkında kurduğu hikâyedir. O hikâye bozulduğunda insanın iç dengesi de sarsılmaya başlar. Vicdanın dili İnsan neden kendini sürekli haklı hissetme ihtiyacı duyar? Çünkü benlik algısı yalnızca psikolojik değil, aynı zamanda varoluşsal bir meseledir. İnsan kendisini kötü biri olarak gördüğünde yalnızca davranışı değil, bütün kimliği tehdit altında hisseder. Bu yüzden zihin savunmalar üretir. Bahaneler çoğu zaman başkalarını kandırmak için değil, içerideki düzeni korumak için kurulur. __Albert Bandura’nın tarif ettiği ‘ahlaki çözülme mekanizması‘ tam da burada ortaya çıkar. İnsan
Makale|Yazı
Rabbim yemin ederim dünya malında gözüm yok Ama bir kulunda gönlüm var sen onu bana beni ona nasip et