İvan Fyodoroviç Karamazov hakkında...
10/10
·1025 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 02:30
İnsan yalnızca düşünerek yaşayabilir mi? Kitap bitti ama İvan bitmedi, benimle birlikte düşünmeye devam ediyor. Ruhum, aklım ona kapılmış durumda. İvan Karamazov sadece bir karakter değil, fikirdir. Onun asıl hayatı dışarıda değil, içeridedir. Bazı insanlar dünyayla kavga eder; Ivan daha çok kendi zihniyle kavga eden biridir. Onun trajedisini en çok İvan Fyodorovicin kabusu, Şeytan bölümünde anlarız. İvan hayatı boyunca akla ve mantığa güvenmeye çalışan bir karakter. Ama bu bölümde aklı, ona huzur getirmek yerine onu parçalamaya başlıyor. İvan'ın trajedisi şurada yatıyor, vicdanı bir ateistinki gibi rahat değil çünkü sanki inanmak için kendini ikna etmeye çalışıyor ama ikna olamıyor. İnanmamak onu mutlu etmiyor. Ivan'ın zekâsı olağanüstü ama roman boyunca bazen o zekânın kendisine karşı döndüğünü görüyoruz. Şeytan figürü ise Ivan'ın zihninin en uç noktaya ulaşmış hâlidir. Onun sorunu ölüm korkusu ya da varoluşsal sancılar değildir, adaletsizliğin ve acının var olduğu bir dünyada nasıl yaşayacağını bilememesidir. O yüzden onun çektiği şey sadece entellektüel bir merak ya da düşünme şekli değil, gerçek bir ıstıraptır. Romanın asıl trajik karakteri Ivan Karamazovdur. Onun trajedisi, zihninin kabul ettiği şeylerle vicdanının kabul ettiği şeylerin farklı olmasıdır. Smerdyakov ile olan son konuşmaları bu yüzden çok sarsıcıdır. Ivan'ın bütün roman boyunca kaçmaya çalıştığı sorumluluk meselesi sonunda gelip onu bulur. Romanın sonunda en ağır yükü Dimitri değil, İvan taşıyordur. İvan'ın ızdırabı sorularına cevap bulamamaktan gelmiyor, hiçbir kolay cevaba razı olamamasından geliyor. Öyle dürüst bir zihni varki kendisini rahatlatacak bir yanıltmaya varamıyor, bu da onu huzursuzluğa mahkûm ediyor. İvan Karamazovun korkak bir düşünür olmaması onu daha da hayran olunur
Karamazov KardeşlerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202545,3bin okunma
Puan vermedi·96 syf.··
2026 3. kitabı
Locke, dinî farklılıkların çatışma ve baskı sebebi olmaktan çıkarılıp barış içinde bir arada yaşamanın mümkün olduğunu göstermektir. Locke’a göre insanların inançları zorla değiştirilemez; çünkü gerçek inanç ancak bireyin kendi vicdanı, aklı ve içten kabulüyle oluşur. Bu nedenle devletin dinî konularda baskı uygulaması hem etkisiz hem de meşru değildir. Locke özellikle devlet ile kilisenin görev alanları kesin biçimde ayrılır. Devlet insanların dünyevi haklarını, güvenliğini ve mülkiyetini korumakla yükümlüyken, kilise insanların manevi yaşamı ve kurtuluşuyla ilgilenmelidir. Bu sınırlar korunduğu sürece toplumsal düzen ve barış sağlanabilir. Ancak dinî kurumlar siyasi güç elde etmeye çalıştığında veya devlet belirli bir dini zorla dayattığında çatışmalar ortaya çıkar. Locke ayrıca mezhepçilik, sapkınlık suçlamaları ve din savaşlarının çoğunun gerçek dinî nedenlerden değil, insanların kendi yorumlarını mutlak hakikat olarak dayatmalarından ve siyasi çıkar mücadelelerinden kaynaklandığını savunur. Ona göre hiçbir mezhep ya da kilise, farklı düşündüğü için başka insanları dışlama veya cezalandırma hakkına sahip değildir. Sonuç olarak Locke, bireyin vicdan özgürlüğünü merkeze alan, dinî hoşgörüyü savunan ve devletin tüm vatandaşlarına eşit davranmasını isteyen bir siyasal ve ahlaki anlayış ortaya koyar. Ona göre toplumsal barışın, adaletin ve özgürlüğün temeli; insanların inançları nedeniyle baskı görmediği, herkesin vicdanına göre yaşayabildiği ve devletin din karşısında tarafsız kaldığı bir düzendir. Bu nedenle eser, modern din ve vicdan özgürlüğü düşüncesinin en önemli savunularından biri olarak kabul edilir.
Hoşgörü Üzerine Bir MektupJohn Locke · Say Yayınları · 2022498 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
8/10
·208 syf.··
2026 30. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 17:39
Mario Benedetti (1920-2009), Uruguay’lı yazar ve gazeteci. ‘Mutluyuz, çünkü diğerlerinin acısını biliyoruz.’ Her biri ayrı bir kişinin ağzından yazılan, parça parça ilerleyen kitapta başlarda zorlanılsa da sonrasında bu kişileri tanıyıp olaylara dahil oluyorsunuz. Tarihimizdekine benzer şekilde siyasi karışıklıklar, işlenen cinayetler, askeri darbe ve başlayan tutuklamalar. Kahramanımız Santiago da tutuklanır ve hapse atılır. Sadece içeridekine değil dışarıda kalanlar için de hayat ilerlemektedir. Duygu ve düşünceler değişmektedir. Arka fonda ‘Arkadaşımın Aşkısın’ çalmasa bile kader, arkadaşının karısına yakınlaştırabilir kişileri. Eş Graciela, kızları Beatriz, baba Don Rafeal ve arkadaş Rolando teker teker söz alır bu durumda. Yalnızlık, sürgün, cinsellik, davaya inanç, bir şeye tutunma ihtiyacı, umut... insana dair her şey. Rolando’yu kınamalı mıyız? Bilemiyorum. Benedetti’den okuduğum ikinci kitaptı. ‘Mola’ kitabını daha çok sevdim ama bu da gayet güzeldi.
Edebiyat
Kırık Köşeli İlkbaharMario Benedetti · Ayrıntı Yayınları · 2014109 okunma
Puan vermedi·136 syf.··
2026 5. kitabı
Jean Calas davası, Voltaire için yalnızca bir mahkeme hatası değil, dini bağnazlığın ve fanatizmin adalet üzerindeki yıkıcı etkisinin bir örneğidir. Voltaire, olay boyunca mahkemenin kesin kanıtlar yerine önyargılarla hareket ettiğini, halkın söylentileri gerçek gibi kabul ettiğini ve yargıçların toplumsal baskının etkisi altında kaldığını göstermeye çalışır. Ona göre adaletin temel şartı olan tarafsızlık kaybolduğunda, masum insanlar bile suçlu ilan edilebilir. Voltaire, Calas ailesinin yaşadıklarını anlatarak fanatizmin yalnızca bir bireyi değil, bütün bir aileyi ve hatta toplumu yaraladığını ortaya koyar. Jean Calas’ın idam edilmesi, oğullarının sürgün ve baskılara maruz kalması, eşinin ve kızlarının çektiği acılar, önyargının insan hayatını nasıl altüst edebileceğinin somut örnekleridir. Bu nedenle eser, yalnızca bir adalet savunusu değil, aynı zamanda insanlık ve vicdan çağrısıdır. Voltaire’in ulaşmak istediği temel sonuç, hiçbir insanın, hiçbir dinî grubun ve hiçbir yargıcın yanılmaz olmadığıdır. İnsanlar hata yapabildiği için farklı düşüncelere tahammül etmeyi öğrenmeli, inanç farklılıklarını düşmanlık nedeni haline getirmemeli ve her durumda aklı, kanıtı ve merhameti esas almalıdır. Ona göre toplumları ayakta tutan şey baskı ve cezalandırma değil, hoşgörü ve adalettir.
Hoşgörü Üzerine İncelemeVoltaire · Bilgesu Yayıncılık · 201775 okunma
7/10
·1025 syf.··
2026 6. kitabı
·
62 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 00:00
Dört kardeş ve bir babadan oluşan Karamazov ailesi nefret ve entrikalarla dolu bir ailedir.. Baba açgözlü ve şehvet düşkünü bir cehennem kaçkını; büyük oğul gururlu ve öfkeli bir subay; ortanca oğul Avrupa’da tahsil görmüş, analitik, ateist bir rasyonel; küçük oğul sevecen, iyi kalpli bir rahip adayı; gayrimeşru oğul ise bir uşaktır.. Büyük oğul Gruşenka’ya aşık ancak Katerina ile nişanlı, Katerina ortanca oğula , baba ise Gruşenka’ya aşıktır. Gruşenka mavi boncuk dağıtan güzel kadındır.. Bu arzu, kıskançlık ve nefret çamuruna bir de miras eklenmiştir.. Sonuçta ölmesi gerekenler ölür ancak ölen karakterlerin edebi kanı elimize bulaşır.. Çünkü suç işeyen her kimse, bizim içimizdeki suç işleme arzumuzu gidermiş ve kan hepimize sıçramıştır..
Karamazov KardeşlerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202545,3bin okunma
Ahmet Arslan - İlkçağ Felsefe Tarihi 5
Ahmet Arslan’ın büyük bir akademik titizlikle kaleme aldığı felsefe tarihi serisinin ilk dört cildini, özellikle Platon’un diyaloglarını, akıl yürütmelerini ve Atina’nın canlı entelektüel atmosferini büyük bir keyifle okudum. Ancak beşinci ciltte ciddi bir kopuş yaşadım. Yaklaşık 200 sayfa boyunca okumaya devam etmeye çalışsam da bir noktadan sonra kitap benim için felsefi bir keşif olmaktan çıkıp zoraki sürdürülen bir okuma deneyimine dönüştü. Bunun sebebi Ahmet Arslan’ın anlatımı değil, ele aldığı dönemin düşünsel karakteridir. İlk dört ciltte Thales’ten Aristoteles’e, Epikuros’tan Stoacılara kadar farklı görüşlerin özgürce çatıştığı, sonucun önceden belli olmadığı bir düşünce ortamı vardı. Filozoflar insanı, doğayı ve bilgiyi açıklamaya çalışırken sürekli yeni sorular üretiyor, bazen birbirlerini çürütüyor, bazen de kendi sistemlerinin sınırlarına ulaşıyorlardı. Okuyucu olarak bu sürecin nereye varacağını önceden kestiremiyordunuz. Beşinci ciltte ise benim açımdan bu özgür araştırma ruhu büyük ölçüde kayboluyor. Düşüncenin amacı artık hakikati aramak değil, önceden kabul edilmiş bir hakikati temellendirmek haline geliyor. Tanrı’nın varlığı, vahyin doğruluğu veya dini otoritenin meşruiyeti gibi temel öncüller sorgulamanın konusu olmaktan çıkıyor; felsefenin görevi bunları savunmak ve sistemleştirmek oluyor. Elbette bu dönemin düşünürleri ciddi mantıksal çalışmalar yapmış, önemli kavramsal problemlerle uğraşmışlardır. Ancak benim açımdan sorun tam da burada başlıyor: Akıl yürütmenin hareket alanı baştan belirlenmiş görünüyor. Sonuç değişemeyeceği için tartışmaların büyük bölümü bana gerçek bir felsefi araştırmadan çok, mevcut inanç sistemini rasyonel bir çerçeveye yerleştirme çabası gibi geliyor. Bu nedenle kitapta sıkça karşılaşılan "Bir", "Logos", "Taşma", "Ruh"
Felsefe
İlkçağ Felsefe Tarihi 5Ahmet Arslan · Alfa Yayınları · 2023266 okunma