Demokrat Parti döneminde Halil Öz toprak ile Malatya Müftüsü arasındaki polemik, Alevilerin "cüretinin muhtemel sonuçlarını haber vermekteydi. "Alevinin selamı alınmaz", "alışveriş edilmez", "kestiği yenmez", "köyünden geçen suyla tarla sulanmaz" gibi yerel dinî otoritelerce tembih olunan, cumhuriyetin ilk yıllarında belki bir parça geriye atılmış önyargılar, Demokrat Parti'nin vaadeylediği inanç hürriyetini kullanmaya yeltenen ilk yazılı girişimlerin ardından olanca hışmıyla geri dönmüştü. 50'li yıllar boyunca bu gerilim sadece Maraş ve Malatya 'da değil, Erzurum, Erzincan, Sivas, Yozgat, Tokat, Çorum gibi Alevi ve Sünnilerin "birlikte" yaşadıkları bölgelerde yoğun bir şekilde hissedilmekteydi. Fikret Otyam'ın '60'lı yıllarda Maraş, Malatya yöresine dair tanıklıkları, Alevi-Sünni rekabetinin çokpartili siyaset denemeleriyle birlikte yükselen gerilimine dair uyarılarla doludur.
"Önemi yok. Ama bizim orada, bir insanın Tanrı'yı sevebileceğini anlıyorlar. Ayıp bir şaka sayılmıyor."
"Anlıyorum"
Bana baktı, gülümsedi.
"Anlıyorsunuz ama Tanrı'yı sevmiyorsunuz."
"Hayır."
"Hiç mi sevmiyorsunuz?" diye sordu.
"Bazen geceleri korkuyorum ondan."
İnsan içindeki yok edilemez olana sürekli bir güven duymadan yaşayamaz, ancak hem yok edilemez olan hem de güven onun için hep gizli kalabilir. Bu gizli-kalma'nın ifade biçimlerinden biri kişisel bir Tanrı'ya inançtır.
Okuduğun veya duyduğun bir bilgiyi aklınla değil yüreğinle hissediyorsan, içinde kuytu köşelerde kalmış kadim bir his sana bunların gerçek olduğunu fısıldıyorsa, koşulsuzca o bilgiyi kabul etmek istiyorsan , inan ona.