İman tanımlanırken ilk "Kâlp" vardır.. ben aklın dünyayı bulmaya, kalbin ise Allah'ı bulmaya yaradığına inanırım. Ve ben sana kalbimle inanırım..
Ben (hak etmeye ) inanırım , neyi hak etmek istersen !
Reklam
Duygulara tercüman
Herkes kendini iyi insan sanıyor efenim. Otobüste oturma hakkı onundur. Bankamatikte sıra önce ona gelmelidir. Bir kura çekilecekse ismi çıkmalıdır. Neden? Çünkü o iyi insandır. İyi insanların başına güzel şeyler gelmesi gerektiğine inanır. İşin ilginci, kimse kendini hikâyenin kötüsü olarak yazmaz. (Kendi hikâyesinin ana karakteri olma baskısı) Toplumsal dayanışma içinde yaşaması gerekirken bireyselliği bencilliğe dönüştüren insan bile kendini kötü biri olarak görmez. En düşüncesiz insanın cebinde mutlaka bir “ama niyetim kötü değildi” kartı bulunur. Ya da “ben iyi biriyim” diye her şeyin en iyisini hak ettiğini vurgular. Bazı vicdanlar da pek ilginç çalışıyor. Canını yaktığı insanın acısını görmez, kendi huzuru kaçınca uyanır belki. Biz buna geç kalmış vicdan diyoruz. Karmaya inanırım efenim. Ama bazı insanların dosyası gereğinden fazla bekleyinc içimdeki Lilith tarafı pek sabredemiyor. Sinsilik fark ettiğim yerde Karma’yı beklemem küçük bir müdahalede bulunurum. Boş veremiyorum maalesef
1000Kitap
Bir resim bir ressamı ağlatır bir yerlerde Bir eşya bir hamalı Ben hâlâ öğütülen anılarıma değil Değirmene inanırım
Şiir
Dünyayı uçsuz bucaksız, insanlardan oluşan dalgalı ve hırçın bir deniz olarak gören o yaşlı Bogotalı balıkçının kadim fısıltısını, bir deniz kabuğunu kulağıma dayar gibi zihnimde taşırım hep. Her birimizin, bu zifiri karanlık evrende kendi benzersiz ışığıyla parıldayan birer ateşçikten ibaret olduğunu söylerdi. Kimi sessizce, kendi içine doğru yanarmış içten içe; kiminin alevi öyle zayıfmış ki, esen ilk rüzgarda, hayatın ilk sillesinde savrulup gidermiş. Ama bazı insanlar varmış ki, çılgın birer yangın gibi yanar, yanına yaklaşan herkesi ve her şeyi hiç düşünmeden tutuştururmuş. İşte aşkın, o deli fişek ateşlerin hırçın dalgalar arasında birbirine dokunma, birbirinin alevinden beslenme ve fısıldama biçimi olduğuna inanırım. Ben sadece bu muazzam parıltıyı kıyıdan izleyen ve kayda geçiren bir anlatıcıyım. Okullarda bize zorla ezberletilen, kütüphaneleri dolduran o kalın ve kurşun gibi ağır resmi tarih kitaplarında aşka hiç rastlamayız. Sayfaları çevirdikçe karşımıza hep fetihler, kanla çizilen yapay sınırlar, muzaffer zafer çığlıkları ve göğsü madalyalarla kaplı generallerin kibirli adları çıkar. Sistem, yalnızca gücü, mülkiyeti ve yıkımı kaydetmeyi sever. Oysa yeryüzünün gerçek, kutsal ve gizli haritası o mağrur saraylarda ya da meclis salonlarında değil; gece yarısı kuytu bir sokak lambasının altında, soğuktan titreyen iki insanın birbirine sadece sarılmasıyla, sessizce yeniden çizilir. Ben işte bu haritalanmamış anların, tarihin gözden kaçırdığı o en büyük mucizelerin zamansız şahidiyim. Yıllar önce, Güney Amerika’nın haritalarda bile yer almayan, unutulmuş bir dağ köyünde yaşlı bir yerli kadının toprağı yoğuran çatlak ellerine bakmıştım. Bana dönüp, heybemde ömür boyu taşıyacağım şu cümleyi hediye etmişti: "Savaşlar toprakları parça parça böler oğlum, aşk ise
Bir daha beni sevdiğini söyleme! Neden biliyor musun? Çünkü yine inanırım... Cemal Süreya
Reklam
Reklam