Gayrimüslimlerin yükseliş ve düşüşü
Osmanlı gayrimüslimlerinin 19. yüzyılda sergiledikleri ekonomik ve sosyal başarılar başlıca iki yapısal faktöre bağlanabilir.
1. Batı'nın mali gücü, zaman zaman Batı ülkelerinin askeri gücünü de arkasına alarak tüm dünyaya nüfuz ettiği gibi Osmanlı dünyasına da girmişti. Osmanlı gayrimüslimleri
kültürel açıdan Batılılarla güven ve işbirliği ilişkileri kurmaya daha yatkındı. İslam geleneğinin kâfirle birlikteliği zorlaştıran kısıtlamalarından muaftılar. Birçoğu Batı kültüründen esinlenen veya bizzat Batılılarca kurulmuş okullarda
eğitim görmüştü. Batı'nın dillerine ve usullerine aşinaydılar.
Tercüman, rehber, ithalat ve ihracatçı, ticari mümessil, komisyoncu, gümrükçü ve fahri konsolos olarak, hızla büyüyen
para ekonomisinden nüfuslarıyla orantısız bir pay aldılar.
2. Zorunlu askerliğin Müslümanlarla sınırlanması, askerliğe tabi Müslüman toplumunda ekonomik ve demografik çö küşe, Hristiyanlarda ise, paradoksal bir şekilde, kalkınma ya yol açtı. En verimli çağında erkek evlatlarını bazen beş ila yedi yıl askere gönderen Türk aileler kalıcı bir sermaye
birikimi imkanından yoksun kaldılar. Anadolu'nun tarımcı köylerinin birçoğu yoksullaştı ve boşaldı. Dağa çıkan asker kaçakları nedeniyle eşkiyalık ülke çapında bir afete dönüştü. Hristiyanlar ve bilhassa Ermeniler ise, ilk kuşakta bedel-i
askeri yükü altında ezildikten sonra çocuklarını gelir getirici mesleklere yönlendirmeyi öğrendiler. Dönemin Ermeni edebiyatı, askerlik bedeli ödeyemediği için tefeciye borçlanan,
tarlasını satıp gurbet yollarına düşen köylünün oğullarının Kayseri'ye veya Merzifon'a veya New Jersey'a gidip mektep okuduktan sonra milyoner olması öyküleriyle doludur.
Sevan Nişanyan
Türkiye'nin kısa tarihi
sayfa 138
Kurumlara ve ortaya çıkardıkları hukuk üstünlüğüne güveniyor, mülkiyet haklarının güvenliğinden endişe duymuyorlardi. Son olarak şunu da belirtmeliyiz ki, siyasi kurumlar istikrarı ve sürekliliği de sağlama aldılar. Öncelikle bir diktatörün iktidara
geçip oyunun kurallarını değiştirmesi, servetlerine el koyup onlari hapsetmesi veya hayatlarını ya da geçim kaynaklarını tehdit etmesi riskinin olmadığını biliyorlardı. Ayrıca toplum içindeki bireysel çıkarların hükümeti ekonomik yönden bir felakete sürüklemeyeceğinden de eminlerdi çünkü siyasi güç, refah için gerekli teşviki yaratan ekonomik kurumların ortaya çıkabileceği ölçüde
kapsamlı dağıtılmış ve sınırlandırılmıştı.
Bu kitap, bir ülkenin yoksul veya zengin olmasında ekonomik kurumların kritik bir rol oynadığını, öte yandan bir ülkenin hangi ekonomik kurumlara sahip olduğunu o ülkenin siyasetinin ve
siyasi kurumlarının belirlediğini gözler önüne serecektir.
Sf. 47
Ulusların Düşüşü
Daron Acemoğlu
James Robinson
Birinci bakış tarzı;
otoriter yaklaşım var. Bu, kabaca ne istediğini bilen
karşısındakilerin de kendisi gibi yapmasını isteyen ve kendi görüşünün her zaman doğru olduğunu düşünen bakış tarzı. Bir şeyi bilmiyorsa paniğe kapılan, bir konuda başarısızlığa uğramaktan korkan, başarısızlığa uğramaktansa anormal bir iş yükünü kendi üstüne alan ve diğer insanları sürekli denetlemek isteyen, denetleyemezse rahatsız olan bir insan tipi bu.
İkinci bir bakış tarzı;
ataerkil yaklaşım. O da doğruların kendisine
ait olduğunu düşünüyor ve bir tek kendisinin o doğruları bildiğini düşünüyor fakat başkalarının bunu isteyerek yapmasını
bekliyor ve yaptıktan sonra da gelip kendisine teşekkür etmelerini, kendisine olan saygılarını ifade etmelerini tercih ediyor.
Herkesin kendine ait bir alanının olduğu ve herkesin biricik olduğunu ve tabii kendi biricikliğinin kimseyle paylaşılmadığını
düşünen birisi bu...
Bir başkası, relativist zihniyetli dediğimiz
kişi. Aslında doğruların olmadığını, dolayısıyla herkesin kendi yolunda gitmesi gerektiğini düşünen, başarılı olmanın ancak etrafa uyum sağlayarak bir anda popüler davranışlar sergileyerek mümkün olduğunu söyleyen, dengeleri çok kollayan, eski-
den birtakım sorunların yaşanmış olduğundan hareketle kendi
davranışlarını belirleyen, risk almak istemeyen birisi. Bir de demokrat zihniyet var.
Bu da kendi düşüncesini söyleyen
karşısındakine düşüncesini soran, birlikte çözüm arayan, insanları katılımcılığa yönlendiren bir yaklaşım. Onları ikna yoluyla
bir yerlere getirmeye çalışan, bu arada kendisinin de diğerleri tarafından nasıl algılandığını merak eden ve bunu onlara soran
bir yaklaşım. Sinerji ve karşılıklı katkının maksimizasyonu üs
tünden başarı arayan, bundan da zevk alan birisi. Yani bunları
bir filozof söylediği için değil, kendisi bundan