inan ulusan

inan ulusan
@inanulusan
Yönetilmek, ne hakkı ne aklı ne de üstünlüğü olan yaratıklar tarafından izlenmek, soruşturulmak, gözetlenmek, yönlendirilmek, yasalara uydurulmak, düzene sokulmak, kapatılmak, telkinlere ve vaazlara maruz kalmak, denetlenmek, yorumlanmak, değerlendiril- mek, sansüre ugratılmak ve komuta edilmektir... Yönetilmek, kisi- nin her hareketinde, her eyleminde ve yaptığı her işlemde, mimlen- mesi, kaydedilmesi, nüfus sayımına tabi tutulması, vergilendirilme- si, damgalanması, fiyatlandırılması, değerlendirilmesi, patentinin alınması, yetkilendirilmesi, müsaadeye tabi kılınması, tavsiye edil- mesi, ihtar edilmesi, men edilmesi, doğru yola sokulması ve düzel- tilmesi anlamına gelir. Hükümet, haraca baglamak, terbiye etmek, fidye odemeye mecbur bırakılmak, sömürülmek, tekelleştirilmek, gasp edilmek, baskı altına alınmak, gizemlileştirilmek, soyulmak anlamına gelir; bütün bunlar kamu yararı ve halkın çıkarları için yapılır. Daha sonra, ilk direniş belirtisi ya da şikayet sözcügünde, kişi baskı altına alınır, para cezasına çarptırılır, hor göralar, tedir- gin edilir, takip edilir, apar topar alınıp götüralar, dövalur, bogula- rak idam edilir, hapse atılır, vurulur, makineli tafekle taranır, yar gılanır, hakum giyer, sürgüne gönderilir, kurban edilir, satılır, ihanete ugratılır ve üstüne üstlak bir de kaçak daşuralar, alay edilir, kızdırılır ve onuru kırılır. Hükümet iste budur, onun adaleti de ahlakı da budur! P.J. Proudhon
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Nietzsche'ye göre devlet "iyi" ve "kötü" ayrımını tanımayan yalan uzerine kurulu bir tuzaktır ve devlet katında yer almak isteyenler ise mutluluğu iktidar sahibi olmak sanan "lüzumsuzlar" ve bu hırs ile birbirinin sırtına tırmanan "maymunlar" dır: Baken şu lüzumsuzlara! Servet edinirler ve böylece daha da yoksullaşırlar. Güç ve gücün kaldıracını isterler, yani çok para sahibi olmayı isterler, - nasipsizler! Su çevik maymunların tirmanışına bakın! Birbirlerinin sırtına tırmanırlar, böy leve çamura ve derine batarlar, Tahta geçmek ister hepsi de onların deliliğidir bu - sanki mutluluk tahtta otu- rurmuş gibi. Genellikle çamur oturur tahtta ve genellikle taht da çamurda.
Ancak yine de devletler ve hükümetler mevcudiyetlerini ve güçlerini devam ettirmektedirler. Bunun nedeni ise, Tolstoy'a göre, onların gerekli ve faydalı olmaları değil, aksine, bilimin ve kilisenin de yardımıyla, uyruklan- ni, kurtulamayacakları bir şiddet çemberinin içine başarıyla dahil etmeyi becermiş olmalarıdır. Günümüz devletlerini "bir şiddet organizasyonu" olarak nitelendiren Tolstoy'a göre, "hükümetler ve yönetici sınıflar artık hukuka hatta görünüşteki bir hakkaniyete değil, ustalıkla düzenlenmiş bir organi- zasyona dayanırlar" (2005: 180). Bu organizasyon ise, bir zincirin halkala- ri gibi birbirine bağlı olan dört yöntemden oluşmaktadır. Yıldırma yöntemi dedigi ilkine göre devlet düzeni kutsal ve değişmez bir şeymiş gibi göste- rilir ve her türlü değiştirme girişimi ağır bir şekilde cezalandırılır. İkincisi, Tolstoy'un rüşvetçilik dediği vergilendirme yöntemidir. Bu yöntemle de emekçi halkın kazancı vergi adı altında elinden alınır ve bütün görevi, halkın üzerindeki devlet baskısını canlı tutmak olan ve de hükümetin emirlerine riayet ettiği ölçüde zenginleşen memurlara dağıtılır . Üçüncüsü ise, Tolstoy'un hipnotize etkisi dediği beyin yıkama yöntemidir. Bu yönteme göre bütün iktidarlar, daha çocukluktan itibaren vatandaşlarının beynini belli uygulamalarla yıkarlar. Okullar ve devlet eliyle verilen eğitim bunun en klasik örneğidir. Eğitimle, hayata yeni başlayan çocukların zihni- ne, "insanlığın modern bilinciyle tamamen çelişki halindeki atalarının dünya görüşleri" ve "hükümet iktidarının dayandığı köhnemiş yaşam anlayışları” enjekte edilir. Tabi bunlara 'batıl ve zalim bir yurtseverlik inancı ile iktidar- daki otoritelere aynı şekilde itaat etme zorunluluğu” ve “batıl dini inançlar” da eklenir . Dördüncü yöntem ise, "yukarıda söz edilen üç
Godwin'e göre toplumun tümünün yararını güvence altına alma iddiası ile ortaya çıkan iktidar, yalnızca eşitsizliği kurumsallaştırır ve bunun neden olduğu tutkuları körükler. Dolayısıyla adil bir birliktelik olmayan politik toplum, bütün üyelerinin haklarını koruyup var olmak için ihtiyaç duydu- gu seyleri güvence altına almak yerine bütün avantajlarını himayesindeki az sayıda bireye sunar ve diğerlerinin payına bağımlılık ve sefaleti bırakır. İktidarlar, zenginlerin ahlaklı olmayan mülkiyet taleplerini koruma altına alarak ve onları çeşitli hizmet lerle ve saygınlıkla ödüllendirerek, yanlış olan ekonomik değerler dengesini güçlendirirler. Bunun karşılığında yoksullar gibi zenginler de politik otorite itaat etmeye zorlanırlar. Hükümet bu yolla "toplumun bütün tabakalarının yozlaşma ve bağımlılık ilişkileri içerisinde hapsolmasına sebep olur. Dolayısıyla ekonomik bağımlılık ile yozlaştırılanlar yalnızca yoksullar değildir. Toplumdaki bütün kişiler eylemin doğru amacının kişisel maddi çıkar olduğu yolundaki yanlış fikri paylaşırlar. Bu şekilde ekonomik eşitsizliğin neden olduğu yozlaşma ve bağımlılık duygusu, bulaşıcı bir hastalık gibi yayılarak toplumun tüm üyelerini sarar (Crowder, 2007: 74-75). Doğal eşitliği bozmak suretiyle toplumsal ve ekonomik eşitsizliğe neden olan olgu, kurulu mülkiyet sistemidir. Bu bakımdan mülkiyet ile hükümet arasında yakın bir ilişki bulunmaktadır; çünkü zenginler, doğrudan ya da dolaylı olarak devletin yasa koyuculardır. Bu bakımdan eşitsizlik, ahlaki ve psikolojik olarak hem zengin hem de yoksul için felaket olmuştur. Ser- vet birikimi evrensel bir tutku haline dönüşerek entelektüel gelişimi ve hazzı engeller, rekabeti teşvik ederek toplumun bütün yapısını dar bir bencillik sistemine indirger.
Düşünce
Bilişsel yeteneklerini geliştirememiş kitlelerin devlete ihtiyaç duyduğunu savunan Godwin'e göre iktidar zayıf ve cahil olanların güveniyle desteklenir; insanların yetileri geliştikçe de iktidarın temeli zayiflar. Nitekim iktidar ortadan kaldırıldığında bütün insanlar, kendilerini kötüye kullanan devletin hilelerini sezecek bir yapıya sahip olurlar. Aynı şekilde iktidar gibi insan zihninin doğası ve doğrunun gelişmesiyle tutarsız olmasına rağmen insanları idare etmek için başvurulan yasalar da gereksizdir (Mars- hall, 2003: 302-303). Bu bağlamda iyi biçimlendirilmiş ve insanların çıkarlarini gözettiğini iddia eden iktidarlar bile gerçekte insanların erdemli ve özyönetim sahibi olmalarına engel olur. " (Godwin, 1793b: 701). Özne dergi 32. Sayı. SF.211
Sayfa 211·Kitabı okuyacak
Felsefe