inan ulusan

inan ulusan
@inanulusan
Mevcut eğitim, din ve devlet de dahil olmak üzere her tür kurumsallaşmış otoritenin insan düşüncesine bir müdahale aracıdır. Birey odaklı özgürlükçü eğitim teorileri, geleneksel eğitim teorilerinin eğitimi insana istenilen biçimi verme aracı olarak ele almalarına karşı çıkarak bu tür tanımları ve anlayışlan reddederler. Geleneksel eğitim anlayışı bireyi, sözde bir toplumsal düzenlilik uğruna, resmi ideoloji doğrultusunda devlete iyi birer yurttaş yetiştirmeyi ve bu kaliba göre biçimlendirmeyi, onu devlet makinesinin bir çarkı haline getirmeyi hedefler. Bu bağlamda dogal eşitlik, bireysel ilgi, istidat ve yetenekler, bireysel özgünlük ve özgürlükler ve dolayısıyla da bireyin kendisi olması engellenir. Oysa insanı insan yapan kendi doğallıgı, kendiligindenliği ve otonomisidir .
Eğitim
Reklam
Eğitilmiş insana Karşı Özgür -Kendinde- İnsan Stirner'e göre, bazen insanlar, eğitimliler ve eğitimsizler olarak iki sınıfa ayrılırlar. Eğitimliler kendilerine verilen paye nispetince mutlak addedilen düşüncelerle, tinle iştigal ederler. İlkesi düşünce, mutlak hakikat olan Hıris- tiyanlık sonrası dönemde eğitimliler ve kültürlüler hükümran olduklarından kabul ettikleri düşüncelere saygı duyulmasını ve bunlara tabi olunmasını istediler. Devlet, hükümdar, Kilise, Tanrı, ahlâklılık, düzen, vb. ise sadece mutlak tin için varolan düşünceler ve aslında hayaletlerdir. Oysa gerçekten canlı bir varlık, örneğin bir hayvanın bunlar umurunda değildir, tıpkı bir çocuğun umurunda olmadığı gibi. Eğitimsiz kişiler de çocuk gibi bunları umursamaz- lar, umursadıkları tek şey hayatlarını idame ettirmektir, yani geçim derdindedirler. Fakat güçsüzlüklerinden dolayı bu düşüncelere tabi olup onların hükümranlığı altına girerler. Hiyerarşi denilen şey işte budur; düşüncenin, tinin egemenliğidir. Bugüne dek insanoğlu hiyerarşi içinde yaşadı, sırtını mutlak'a, kutsal'a hülasa düşüncelere yaslayanlar insanı baskı altına aldılar. Her daim eğitimli ile eğitimsiz birbiriyle mücadele halindedir fakat bu iki farklı insanın birbiriyle mücadelesi şeklinde değil bir tek insanın içinde gerçekleşen mücadeledir.
Sayfa 97 - özne dergi
Felsefe
Lao Tse ( Tao) insanların başkalarını kontrol etme ihtiyacı içerisindeyken dengeyi nasıl kaybettiklerini fark etti. İnsanlar başkalarının kendi ritmine göre yaşamasına izin vermek yerine sürekli müdahale eder. Bulaşık makinesinin nasıl doldurulması gerektiğinden ülkenin nasıl yönetilmesi gerektiğine kadar her şeyi yapmanın tek yolunun kendi bildiği yol olduğunu düşünen kişi, bunun en güzel örneği- dir. Bu tür insanlar, sürekli sinir harbi içindedir; çünkü gerçeklik onların dayattı Lao Tse onlara gevşemelerini ve bir bitkinin haya- tindan ders çıkarmalarını söyler. Bitkilere neleri nasıl yapacağını söylemenize gerek yoktur. Bitki- ler kendi doğasını takip eder. İnsanlar neden ay- nısını yapamaz? Neden müdahalelerde bulunmayı kesip her şeyi akışına bırakamaz? Lao Tse hayata yaklaşımını wu-wet yani yapmayarak yapmak, her şeyin olmasına izin vermek, her şeyin gerçekleşme- sine izin vermek olarak tanımladı. Kurallar ve dü- zenlemelerden hoşlanmadı. İnsanların farklılıkları kucaklamak yerine herkesi hayat çemberinde kendi bulunduğu noktaya çekmeye çalışan zorlayıcı önderlerin yolundan gitmedi.
Sayfa 124
Akıl almaz bir serveti olduğunu duymuştum. On mil. yonun üzerinde olduğu söyleniyor servetinin... – Ne onu! Kırk milyonu aşkındır! Bu gidişle yakında Rusya'nın yarısı onun eline geçer!.. Çiçikov küçük dilini yutacaktı: - Ne diyorsunuz? -dedi çığlık atar gibi. – Hiç kuşkunuz olmasın! Akıl almaz bir hızla büyüyor serveti. Bilinen şeydir: Yüz bin rublesi olan yavaş yavaş zen- ginleşir; ama milyonları olan için ölçüler farklıdır. Her yatır- dığı iki uç kat fazlasıyla geri döner. Yatırım alanı sınırsızdır. Rakibi de yoktur. Kimse boy ölçüşemez onunla. Neye ne fiyat biçerse, onun fiyatı odur: Bunu değiştirmek kimsenin elinde değildir. Çiçikov'un gözleri yuvalarından uğramış, ağzı açık kal- mıştı. Soluk almakta zorlanıyor gibiydi. Bakışlan Konstanjoglo'nun gözlerine çivilenmişti. Biraz kendine gelir gibi olunca: – Akıl alır gibi değil! -dedi.- İnsanın kafası duruyor, kav- ramakta zorlanıyor! Bilimin börtü böcek üzerine incelemele- rini şaşırtıcı buluyor insanlar... bence bir ölümlünün elinde nasıl olup da bu kadar büyük bir servetin birikebildiğidir asıl şaşırtıcı olan! İzin verirseniz bir noktayı aydınlığa kavuştur manızı rica edeceğim: Bu müthiş servetin temelinde hiç mu haksızlık, haram yok?
Sayfa 404 - iş Bankası·Kitabı okudu
Edebiyat
Ölü Canlar
İkinci Ciltten Önce "Manik depresif psikoz” diye adlandırılan bir hastalığı vardı Gogol'ün; hayatı boyunca çekti büyük yazar bu hasta- liktan. Manik durumdayken müthiş enerjik oluyordu; sanat gücü, yaratıcı düşünceleri doruğa ulaşıyordu. Ama sarkaç öbür tarafa geçtiğinde her şey kararıyordu. O dönemlerde hekimler bu hastalığa doğru tanı koyamadıkları için, doğal olarak doğru bir tedavi de uygulayamıyorlardı. Yazarı sürek- li islak çarşaflara sarıyorlardı örneğin. Tedavinin ruhsal yanını üstlenen papaz ise insafsız bir oruç uyguluyordu. Kuşkusuz, hastanın ruhsal acılarına son vermekten uzak tedavi yöntemleriydi bunlar. Yazar, ilk krizini 1840 yılında, 31 yaşındayken Roma'da yaşadı. 1846 yılında durumu öylesine ağırlaştı ki, kendini asmak ya da göle atlayıp boğulmak biricik çıkar yol gibi görünmeye başladı gözüne. Zamanla nöbetler hem sıklaştı hem şiddetlendi. İkinci önemli krizi 1842'de yaşadı. Şöyle anlatıyordu bunu: “Alışılmış (artik "alışılmış” diyordu hastalığına), dönemsel hastalığımın tutsağıyım yine: İki üç hafta boyunca odamda kımıltısız kalıyorum. Kafam odunlaşıyor. Dünyayla bütün bağlarım kopuyor." Son krizini 1851 yılı Aralık ayı ile 1852 yılının Ocak ve Şubat aylarında yaşadı. İki gün boyunca ağzına tek lokma bir şey koymadan, kutsal tasvirlerin önünde diz çökmüş ola- rak durdu. Üzerinde uzun süredir çalıştığı büyük romanı Ölü Canlar'ın ikinci cildi kendisini dehşetli rahatsız ediyor- du. İlk cildinde birbiri ardınca olumsuz tipler sergilediği romanının ikinci cildinde olumlu tipler sergilemeyi ve sevgili
Sayfa 302·Kitabı okudu