Bazı romanlar okunur ve biter; bazıları ise insanın yüreğinde yaşamaya devam eder. Yaşar Kemal’in dört ciltten oluşan İnce Memed destanı da işte böyledir. Bu eser yalnızca bir eşkıyanın hikâyesi değil; zulme karşı direnen insanların, umudunu kaybetmeyen köylülerin ve özgürlük özleminin destanıdır.
Toros Dağları’nın eteklerinde, Çukurova’nın bereketli topraklarında filizlenen bu hikâyede İnce Memed, yalnızca bir insan değil, haksızlığa başkaldırının sembolüdür. Ağaların zulmü altında ezilen köylülerin sesi olur; korkunun hüküm sürdüğü topraklarda cesaretin adı hâline gelir. Onun dağlara çıkışı bir kaçış değil, adalet arayışıdır.
Yaşar Kemal’in kalemi, Anadolu’nun doğasını adeta bir ressam titizliğiyle işler. Sarı sıcaklar altında kavrulan ovalar, rüzgârla konuşan dağlar, uçsuz bucaksız çiçek tarlaları ve gökyüzüne uzanan kayalıklar romanın sessiz kahramanlarıdır. Doğa yalnızca bir fon değil, İnce Memed’in yol arkadaşıdır.
Dört kitap boyunca dostluklar, ihanetler, aşklar, acılar ve mücadeleler iç içe geçer. Her sayfada insan ruhunun farklı bir yönüyle karşılaşırız. Bir yanda zalim ağalar ve çıkar peşindeki insanlar, diğer yanda umudunu yitirmeyen köylüler vardır. İnce Memed ise bütün bu çatışmaların ortasında, efsaneleşerek büyür; bir insandan halkın dilinde dolaşan bir destana dönüşür.
“Saraylar saltanatlar çöker, kan susar bir gün; zulüm biter. İnsanların umudu ise dağlar kadar sonsuzdur.” Bu dört ciltlik destan, işte tam da bu umudun hikâyesidir.