“ İçi ne kadar doldurulursa doldurulsun, yine de hafiftir hayat. Çünkü altı deliktir. Delikse ölümdür! Bütün kazançlar bu delikten kayıp gider.”
Öncelikle belirtmek isterim, Hakan Günday ile bu eserde tanıştım. Yazarın edebiyatla adeta dans ettiğini farkettiğimde de, okumayı ertelediğim günler için üzüldüm. Anlatılar, yorumlar, ifadeler, düşünceler, mücadeleler ölesiye güçlü ve tutarlı, bir o kadar da okuyucuyu savunmasız hale getiriyor. Kitabın içinde yer alan hayatı ve karanlığı işliyor ve özümsüyorsunuz. Bu tamamen yazarın gücü ve edebi hakimiyetiyle ilgili, bu noktada gerçekten çok etkilendim.
Kitap üç bölümden oluşuyor. Kinyas ve Kayra ana karakterlerimiz ve eser onlar üzerinden devam ediyor. Hayatları bir noktada kesişen Kinyas ve Kayra, toplumdan soyutlanmış, karanlık bir yaşam içine dahil olan olan karakterler. Kinyas ve Kayra olarak buldukları adları kullanıyorlar. Kitap sonunda Kinyas’ın gerçek adı veriliyor ama Kayra’ nın adı geçmiyor, gerçek adı da olabilir. Hayatlarında kin, nefret, boşluk, uyuşturucu, kadınlar, ölüm, hırs, para yer alıyor. İki karakter de yolculuklarının ve yaşam yönlerinin farkındalar ve gerek yolculuklarında, gerek tarzlarında bunu açıkça, esirgemeden dile getiriyorlar.
Kitapta, Mekan ve zaman tasvirleri geçiyor. İngiliz sömürgesi olan Afrika’da Fransızca konuşulduğunu görüyor, ırkçılıkla da el sıkışıyorsunuz yer yer. Reggae müziklerin yanı sıra, Türk arabeskine de şahit oluyorsunuz.
Kitapta korkulan, çekinilen belki de gittiğimiz bir yerde, bir eğlencede karşımıza çıkma ihtimaline karşı korktuğumuz; bir yerlerde tesadüfen tanışıldığı takdirde de “kötü şans” sınıfına girecek, topluma olmamış, uyumsuz, başkalaşmış insan betimlemesinin tüm yönleriyle cesurca işlendiğini görüyoruz.
Karakterlerin hedefleri doğrultusunda giden