''Ben bir kuş olsaydım! Ufacık bir kuş, uçurtmaları acaba nerden seyrederdim? Çınarın üstünden mi? Yoksa yukarlardan, atmacalardan korkmayarak daha yukarlardan, uçurtmaların üstünden mi?
Ben bir kuş olsaydım, kınnapların sarkmış, gevşemiş münhanisinden denize atılmış kaypak taşlar gibi seker; uçurtma
sahiplerinin sedef düğmeleri çözülmüş göğsüne girer, oradan ot, tere, ceviz, böğürtlen, fındık yaprakları kokan yerden başımı çıkarır, uçurtmaları oradan seyrederdim.
Rüzgar kınnapları gerdi. Rüzgar kalemleri kırdı... Rüzgar, kağıtları yırttı, terazileri bozdu, kuyrukları savurdu. Taşköprüler gürültüsüz yıkıldı; Nilüfer eridi.
Şimdi döndüğüm yolun ağaçlarında ipler sarkıyor, kırık altı-köşelerin kalemleri sallanıyor, mor kağıt parçaları uçuyordu.
Bir aralıktan çocuk gölgeleri yağmaya koşarlarken, benim yolum da akşam alacası içinde ipi kesilmiş mor bir uçurtma
gibi, büklüm büklüm kıvranarak uzaklara, uzaklara ... Sessiz bahçeliklere doğru düşüyordu.''