(Spoiler içerir)
Hayatın her alanında; iş yerinde, insan ilişkilerinde, kadın erkek ilişkilerinde, toplumsal ilişkilerinde olduğu gibi tanrıyla olan ilişkisine kadar her alanda hiçbir şeyi umursamayan, önemsemeyen, yüceltmeyen, duygusal, derin, farklı anlamlar katmayan, her şeyi olduğu gibi çıplak, yalın ve duygudan arınmış bir şekilde algılayan, tamamen mantıksal düşünen bir karakter... Görüşümce karakterimiz Mersault'un annesiyle olan ilişkisi, yaşadıkları ona hayatının tüm alanında etki etmiş.
Daha sonra işleyeceği suçlarda, insanlarla kuracağı ilişkilerinde, kendine ve topluma bakışında kısacası her şeyde, aslında temelde annesiyle olan ilişkisi var. Ancak yazar annenin hiçbir özelliğini vermemiş.
Aslında kitabın sonu da belirsizlikle biter. Bir yanda temyiz mektubunun kabul edilmesi vardır ki cezaevi papazı bu ihtimalin kuvvetli olduğunu söyler, diğer yandan da reddedilmesi. Bize hangi ihtimalin gerçekleştiği söylenmez. Aslında buna da gerek
yoktur çünkü karaktere göre zaten her şey hiçtir ve anlamsızdır, her iki ihtimal de onun için "fark etmez"dir. (işin aslı öyle değildir ancak öyle gözükür çünkü çaba sarf etmek istemez, aynı zamanda beklenti içine girmek de istemez.) Öyledir ki son gece affedildiği hayaline dalmışken kendine bunu unutturur, kötü sona düşünce yapısı olarak kendini hazırlar.
Albert Camus bu eseri 2. Dünya Savaşı'nın dünyayı kasıp kavurduğu bir dönemde yazmıştır. İnsan hayatının sudan ucuz olduğu yıllar yaşanmaktadır.
Özellikle Avrupa ve Rusyada milyonlarca insan hayatını kaybetmiştir, bu hayatını kaybeden insanlara bir de mahkeme salonlarında idam kararı verilmiş insanların eklenmesini istemez Camus ve bu eserinde net bir idam karşıtı manifesto sunar. Kitabın adı (Yabancı) karakterin farklı bir coğrafyadan geldiği için değil, bizzat bu kişinin
Yeraltından Notlar; içimdeki sorgulayıcı ruhu daha bir açığa çıkaran ve düşünüşüm üzerine devrimsel etkiler yaratan kitaptır. Yazarın yaptığı dolambaçlı imgeler beni her zaman kendine hayran bırakmıştır. Okurken kendimden parçalar
ve öncesinde kafa yorduğum şeyleri buldum kitapta. Gerçekten her insanın okuması gereken kitaplardan biri görüşümce, düşünmeye aslında cesaret edemediğimiz, bazen de düşünürken veya aktarırken sürekli kendimizi kandırdığımızı yazar çok güzel işlemiş.. Her yönüyle bayıldım, verdiği mesajları güzel analiz edip anlarsanız tadından yenmez mükemmel bir kitap, zaten kısa olduğu için de sıkmadan akıcı bir şekilde ilerledi, bence dili de gayet
anlaşılırdı. Konusundan söz edecek olursak; öncesinde anlatıcı kendi düşünüş biçimini hayata bakış açısını vs. bize yansıtıyor, ardından da ikinci bölümde yine kendi anılarıyla bu düşünceleri harmanlıyor ve daha anlaşılır kılıyor..
Yazarın daha önce Beyaz Diş ve Vahşetin Çağrısı kitaplarını okumuştum ve hatta lise 3 Edebiyat proje sunumumda Vahşetin Çağrısı'nı tanıtmıştım. Sevdiğim bir yazar ancak 339 sayfada çoğu kez tekrara düştüğünü gördüm SPOILER---> Ruhun ölümsüzlüğü; bedenin, maddi şeylerin geçiciliği ve Amerikadaki hapishanelerin acımasız yönetimi (ki sadece Amerika değil) fazlaca gözümüzün önüne serilen şeylerdendi.. Bazı hikâyeleri anlamak güç ve az da olsa bilgi birikimi gerektiren yerler vardı ancak ben okurken keyif aldım, hayal dünyamı ve ufkumu genişletti diyebiliriz. Yine de daha kısa tutulabilirdi, anlatıcı her ne kadar bazı yerleri atlayarak anlattığını söylese de.. Genel olarak kitabı sevdim ve bazı yerlerde verdiği mesajlar öyle güzel öyle etkileyiciydi ki birçok yerin altını çizdim...