6/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 16:29
Merhabalar kitap bir galiz kahramanın yaptığı maskarıkları hinlikleri anlatıyor. İhsan Oktay Anar’a bayılan bir insan olarak bir yedinci gün havası almadım. Ama yine dil çetrefilliği, sözün inceliği, lügat kelimeleri ne ararsanız var. Okunur mu evet, ama sardı mı? Hayır. Keyifli okumalar aziz okuyucu…
Galiz Kahramanİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınevi · 20144,086 okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2026 24. kitabı
Toplumun Aynasına Gülümseyerek Bakmak: Rıfat Ilgaz'ın Sosyal Kadınlar Partisi Bazı yazarlar vardır; aradan yıllar geçse de anlattıkları insanlar hiç değişmemiş gibi gelir. Rıfat Ilgaz benim için tam olarak böyle bir yazar. Sosyal Kadınlar Partisi'ni okurken sık sık "Bu karakteri sanki tanıyorum" diye düşündüm. Çünkü Ilgaz'ın anlattığı insanlar sadece kendi dönemine ait değil; bugün de çevremizde yaşamaya devam ediyorlar. Kitabın ilk dikkatimi çeken yanı, mizahın hikâyelerin merkezinde olmasına rağmen asla yüzeysel kalmamasıydı. Rıfat Ilgaz güldürmek için yazmıyor; güldürürken düşündürmek, düşündürürken de topluma küçük ama etkili eleştiriler yöneltmek istiyor. Bu yüzden birçok öykünün sonunda yüzümde oluşan tebessüm kısa sürede yerini sorgulamaya bıraktı. Eserde karşılaştığımız karakterler oldukça tanıdık. Kendi çıkarlarını toplum yararının önüne koyanlar, görünüşe ve gösterişe fazlasıyla önem verenler, farklı görünmeye çalışırken aslında birbirine benzeyen insanlar... Ilgaz, onları yargılamadan ama bütün kusurlarıyla gözler önüne seriyor. Belki de bu yüzden karakterler karikatür gibi değil, gerçek insanlar gibi hissettiriyor. Kitabın adını taşıyan "Sosyal Kadınlar Partisi" öyküsü ise özellikle dikkat çekici. Rıfat Ilgaz burada yalnızca kadınlar üzerinden değil, toplumun genel yapısı üzerinden bir eleştiri kuruyor. İnsanların sosyal görünme çabalarını, popüler olma isteğini ve zaman zaman samimiyetten uzaklaşan davranışlarını ince bir ironiyle anlatıyor. Okurken birçok sahnenin günümüzde sosyal medya çağında bile geçerliliğini koruduğunu fark etmemek mümkün değil. Rıfat Ilgaz'ın kalemini sevdiğim noktalardan biri de dili. Ne süslü ne de yorucu. Son derece doğal bir anlatımı var. Hikâyeler sanki bir arkadaşınız size yaşanmış olayları anlatıyormuş hissi veriyor.
Sosyal Kadınlar PartisiRıfat Ilgaz · Çınar Yayınları · 2008182 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
ANEMONLAR
Puan vermedi·256 syf.··
Beğendi
·
2026 89. kitabı
Kendi Yaralarından Çiçek Açanlara ​Engin,üniversiteye başladığı yıl yazı geçirmek için Cundaya gider.Orada eski bir tekneyi onarırken yan teknede kalan huysuz bir kaptanın kızı ve torunu küçük Mavisu ile tanışır. Mavisu etrafa neşe saçarken bir sabah annesiyle aniden ortadan kaybolur.Aradan 28 yıl geçer. Engin artık doktordur ama mutsuz bir evliliğin içindedir. ​Diğer yanda Serap modern hayatın koşturmacasından yorulmuş,çocukluk travmalarıyla baş etmeye çalışan bir bankacıdır.Kendini toparlayabilmek için bir psikoloğa gider.Toplumun dayattığı mükemmel insan maskesinden çok yorulan serap "Beni dengeli,mutlu,kendine güvenen ve muhteşem bir insana dönüştürmeniz" istiyorum der.Aslında Engin ve Serap, kendilerine iyi gelmediğini bilseler de sırf orada birbirlerini görebilmek için kliniğe gitmeye devam eder. ​Bir gece Serapın kapısını üst komşusunun kızı küçük Hayal çalar.Annesi Jale acil bir iş için şehir dışına çıkmıştır. Bir günlük diye başlayan bu misafirlik uzar ve Engin, Serap ile Jale’nin yolları Hayal sayesinde yolları kesişir. ​Başta bağlantıları kurmak kolay olmuyor ama sayfalar ilerledikçe psikolog Hakan pek sevilecek biri olmasa da tüm düğümleri çözüyor. Jale’nin gerçek kimliği ve asıl adı ortaya çıkınca her şey yerini buluyor.İlk başta Hayale davranışından dolayı Jaleye kızıp bir annenin bunu nasıl yapabileceğini eleştirsemde geçmişini öğrendikçe ona çok üzüldüm.İnsanların kötü oldukları için değil, çocukken çok fazla yara aldıkları için yanlış kararlar verebildiğini anladım.Tıpkı kışın toprağın altında saklanıp güneşi görünce açan narin anemon çiçekleri gibi,karakterler de ayıp denilerek üzeri örtülen aile sırlarıyla ve çocukluk yaralarıyla yüzleşmek zorunda kalıyor. Kitap toplum olarak üstünü kapattığımız ne varsa çok yalın bir şekilde yüzümüze vuruyor. Bu
AnemonlarZeynep Kesler · Ceres Yayınları · 20269 okunma
Kürk Mantolu Madonna Kitap İncelemesi
Puan vermedi·168 syf.··
2026 3. kitabı
·
28 günde okudu
·
Okunma: 10 Şubat 2026 23:04
Sabahattin Ali ile çok geç tanıştım.İnsan tahlilleri o kadar yerinde ki daha önce okusaydım dediğim bir yazar oldu benim için.Kitapta her karakterin bir derdi var fakat bunu bir dram eşliğinde değil,insani duygulara temas olarak işlemiş Sabahattin Ali.Yani yaşamın doygunluğunu acısıyla tatlısıyla,içimizden biri gibi dökmüş kelimelere.Her sayfayı yeni bir farkındalıkla çevirdim.Okunması gereken bir kitap…
Kürk Mantolu MadonnaSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025376,5bin okunma
9/10
·128 syf.··
2026 56. kitabı
Bazı kitaplar vardır, sayfa sayısı çok fazla olmasa da okuru uzun süre etkisi altında bırakır. Füsunkâr benim için böyle kitaplardan biri oldu. Kısa bir roman olmasına rağmen olay örgüsü, karakterleri ve ele aldığı duygularla ilgimi son sayfasına kadar canlı tutmayı başardı. Elime aldığımda birkaç günde okurum diye düşünmüştüm ama akıcı anlatımı sayesinde kısa sürede bitirdim. Romanın merkezinde Umut karakteri yer alıyor. Bir yandan fedakarlık , vicdan ve sorumluluk duygusunu temsil ederken diğer yandan hayatın insanı hiç beklemediği yerlere sürükleyebileceğini gösteriyor. Hikaye ilerledikçe bir uçak kazasının ardından değişen hayatlar, yaşanan kayıplar, verilen mücadeleler ve insanların birbirlerine olan bağlılıkları etkileyici bir şekilde anlatılıyor. Özellikle minnet duygusunun bir insanın hayatında nasıl büyük kararlar aldırabildiğini görmek ilgi çekiciydi. Karakterler arasında en dikkatimi çekenlerden biri de Natali oldu. Yaşadığı duygular, iç çatışmaları ve zamanla değişen bakış açısı hikayeye farklı bir boyut katmış. Roman boyunca sevgi, aidiyet, kıskançlık, aile olabilmek ve geçmişle hesaplaşmak gibi birçok tema iç içe işleniyor. Bu yönüyle sadece olayları takip etmiyor, karakterlerin ruh hallerine de eşlik ediyorsunuz. Kitapta beni en çok etkileyen nokta ise Gagavuzya’nın ve Gagavuz Türklerinin romana dahil edilme biçimi oldu. Türk dili ve edebiyatı öğretmeni olarak bu bölümleri büyük bir ilgiyle okudum. Karakterlerin konuşmalarında kullanılan dil, anlatılan kültürel detaylar ve atmosfer bana zaman zaman bir roman değil de Gagavuz Türkçesi üzerine hazırlanmış metinler okuyormuşum hissi verdi. Yazarın bu konuda emek verdiği ve araştırma yaptığı hissediliyor. Açıkçası kitabın bu yönü, benim için hikayenin önüne geçen ve okuma deneyimimi daha da
FüsunkârBahadır Karasulu · Librum Kitap · 20263 okunma
BİR ÇOCUĞUN GÖZÜNDEN YANSIYAN BÜYÜLÜ BİR DÜNYA
Puan vermedi·144 syf.··
2026 19. kitabı
Eser, Orta Asya’nın sert, büyüleyici ve bir o kadar da amansız coğrafyasına davet eder. Eser, ilk bakışta isimsiz küçük bir çocuğun dünyasını anlatıyor gibi görünse de derinlerde insan doğasını, modernleşmenin sancılarını, toplumsal yozlaşmayı ve yok olan kültürel değerleri evrensel bir düzlemde sorgulayan sarsıcı bir eleştiridir. Aytmatov, çocuk masumiyetinin yetişkinlerin katı ve çıkarcı gerçekliği karşısındaki kırılganlığını işlerken okuyucuya adeta bir insanlık dersi verir. En etkili anlatım stratejisi, olayların isimsiz bir çocuğun gözünden aktarılmasıdır. Yazar, bu saf ve önyargısız bakış açısı sayesinde toplumsal yabancılaşmayı çok daha berrak bir şekilde gözler önüne serer. Toplumun "öteki" olana karşı geliştirdiği dışlayıcı tavır, romandaki ninenin "Bir yabancıyı ne kadar yedirip içirsen yine yabancı kalır." sözünde vücut bulur. Buna karşın çocuk, "Ben başkasının çocuğu olmayı istemezdim." diyerek bu yabancılaşmayı reddeder. Aytmatov’un kurguladığı bu tezat, asıl yabancının ve canavarlaşanın çocuk değil; hırsları, nefretleri ve sınırları olan yetişkinler dünyası olduğunu derinden hissettirir. Mümin Dede’nin temsil ettiği pasif iyi doğa , yalnızca karakterlerin üzerinde hareket ettiği pasif bir fon veya mekân değildir. Orman, dağlar ve hayvanlar; yaşayan, insanla birlikte sevinen ve acı çeken birer canlı organizmadır. Ağaçlar hunharca kesildiğinde kuşların çığlık çığlığa uçuşması ve ormanın kalbinin sökülüyormuş hissi uyandırması, insanın doğaya verdiği zararın kozmik boyutunu gösterir. Bu evrende doğayla gerçek bir bağ kurabilen yalnızca iki karakter vardır: Çocuk ve dedesi. Çocuğun kayalara isim vermesi, bitkilerle konuşması, modern insanın çoktan unuttuğu "doğayla bütünleşme" arzusunun birer kanıtıdır. Bu bütünleşmenin ve katıksız iyiliğin somut hali ise
Beyaz GemiCengiz Aytmatov · Elips Kitap Yayınevi · 201587,5bin okunma