Peter Handke'nin Mutsuzluğa Doyum'u, yalnızca bir annenin yaşam öyküsü değil; insanın fark edilmeden nasıl silinebileceğinin acı bir anlatısıdır. Çocuklukla başlayan, gençlikte daralan ve yetişkinlikte ev işleri, sorumluluklar ve toplumsal roller arasında sıkışan bir hayatın sessiz çığlığıdır bu.
Kitap boyunca anne, bir insan olarak değil; sürekli çalışan, üreten ve katlanan bir makine gibi görülür. Oysa insan yalnızca nefes alıp vererek yaşamaz; anlaşılmaya, görülmeye, sevilmeye ve kendi varlığını hissedebilmeye ihtiyaç duyar. Günler birbirinin aynısına dönüşürken, yaşam da yavaş yavaş anlamını kaybeder. Herkes onun yaptıklarını görür, ama kimse içindeki yalnızlığı göremez.
Kitaplar sayesinde ilk kez kendini keşfetmeye başlayan bu kadın, başkalarının hikâyelerinde kendi hayatını bulur. Ancak bu fark ediş aynı zamanda gecikmiş bir uyanıştır; çünkü karşısında artık yaşanmamış yılların ve kaçırılmış ihtimallerin ağırlığı vardır.
Handke'nin anlattığı trajedi, bir insanın ölümü değil; ölmeden çok önce görünmez hâle gelişidir. İntihar ise ani bir karar değil, sevgisizliğin, anlaşılmamışlığın ve yıllarca taşınan görünmez yüklerin son noktasıdır. Bu yüzden kitap bittiğinde geriye bir ölüm hikâyesi değil, yaşayamamış bir hayatın derin hüznü kalır.