Puan vermedi·200 syf.··
2026 23. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 00:00
Şermin Yaşar ın kitaplarını çok seviyorum her kitabında kendimden birşeyler buluyorum. Bu kitapta öyleydi. Ayrıca yazarın Türk diline bu kadar önem vermesi çok önemli bir durum ve bundan dolayı ona ne kadar teşekkür etsek az. Tğrk diline bu kadar öenm verdiğini Kelime Müzesini ziyaret ettiğimde daha iyi anladım. Yüksek sesle konuşmuyor yazar ama bi anda kitabın içinde buluyorsunuz kendinizi. Kitaptan bahsedecek olursak bir ailenin hikayesini kardeşlerin ve babaların sırlarını anlatıyor. Yazar bunu anlatırken her karakterin bakış açısını da onun diliyle aktarıyor. Karakterlerimiz 3 kardeş Emin, Ethem ve Ekrem; eşleri Hülya, Nurten ve Sevgi... Bu üç kardeşin anne babaları... Dışarıdan bakıldığında hepsi mutlu, düzenli hayatlar yaşayan, işi gücü yerinde, mal mülk sahibi, çocuklu ve örnek insanlar. Ancak bu kusursuzluğun arka planı hiç de öyle değil. Herkesin büyük bir sırrı var. Gerçekler ortaya çıkınca dengeler bozuluyor, herkes bundan çok etkileniyor. Olayların merkezinde bence en çok etkilenen ortanca çocuk Ethem var. En çok o zarar görmüş, en ağır bedeli ödeyen de o. Herşey ortağa çıktıktan sonra da hayatı en çok düzene giren de Ethem. Kitapla birlikte ailelerin çocuklara yükledikleri sorumluluklar hayatları nasıl etkiliyor. Çocuklukta yaşadığımız travmalar yeyişkinliğimizi gençliğimizi de etkiliyor. Anne sevgisinin olmadığında çocuğa nasıl yaralar açtığını bu kitapta görüyoruz. Kitap tam olarak bu sorunlara değinmiş. Her karakterin sorununu dinlerken dinlediğimize hak veriyoruz. Gerçekten herkes kendine göre haklı. Yazar resmen bizi empatiye zorluyor. Bazen söylemek istemediklerimiz kimsenin bilmesini istenediklerimiz bizi içten içe yiyip bitiriyor. Kitabın ismi de gerçekten çok buna çok uygun olmuş. Bazen söyleme bilmesinler istiyoruz. Ne kadar hayat devam etse de
Söyleme BilmesinlerŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202524,5bin okunma
Puan vermedi·336 syf.··
2026 22. kitabı
"Herkesin adını duyduğu ama kimsenin kolay kolay gitmeye cesaret edemediği İstanbul'un o semtinde gece yarısı silah sesleri duyuldu." Ölenler konuşmaya, olayı anlatmaya başladı... Hani deriz ya, "Anlatsam roman olur." Aslında her hayat, başlı başına bir roman; her insanın ardında anlatılmayı bekleyen bir hikâyesi var. Anlamadıklarımızı ise, ardımızdan biri kaleme alsa nasıl bir metin olurdu? Salya sümük ağlatır mıydı, yoksa gülmekten okuyucuyu bayıltır mıydı? Bir yanım bunu düşünürken, kitaptan aldığım eşsiz keyifle her bir karakteri tek tek zihnimde tekrar canlandırıyorum. Hâkim, Hannas, Muhsin, Fikri Hoca, Tuncay, Makul, Münşi ve Kangallı Lessie... "Ve ben öldüm... " ile biten hikayelerinizde bende ölümsüz oldunuz 2011 Vedat Türkali ilk roman ödülü sahibi Ölüler Kıraathanesi, insanların yarım kalmış hikâyelerini ve geride bıraktıkları izleri etkileyici bir dille anlatıyor. Farklı hayatlara, acılara ve farklı umutlara tanıklık ederken aslında her karakterin yaşamın tam kalbinden doğmuş olduğunu fark ediyoruz. İnsan olmanın kırılgan yanlarını özgün bir kurguyla okuyoruz. Beni bir duygudan diğerine savuran, zaman zaman hüzünlendiren, uzun uzun düşündüren çok etkileyici bir okuma deneyimi oldu. Fatih Gezer'den okuduğum ikinci kitaptı ve yine beni yanıltmadı. Kitabı bitirdiğimde sadece bir romanı tamamlamış olmadım. Zamanın ve yaşamın değerini yeniden düşünmeye başladım. Bu yönüyle, benim için yalnızca keyifli bir okuma değil, aynı zamanda güçlü bir düşünme ve hissetme yolculuğuydu.
Ölüler KıraathanesiFatih Gezer · Everest Yayınları · 2026689 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi·256 syf.··
2026 22. kitabı
Rüya Dükkanı 1 Dallerghut Rüya Dükkanı, son yıllarda edebiyat dünyasında büyük bir akım haline gelen Güney Kore kökenli "şifa edebiyatı" (healing fiction) türünün en naif ve derin örneklerinden biri. ​Kitap, sadece tatlı bir fantastik dünya sunmakla kalmıyor; insan psikolojisine, travmalara ve günlük hayatın koşturmacasında unuttuğumuz duygulara çok zarif bir ayna tutuyor. ​Romanda rüyalar, sadece uyurken görülen rastgele görüntüler değil; insanın bilinçaltıyla bağ kurmasını sağlayan, ruhu tedavi eden terapötik (iyileştirici) araçlar olarak konumlandırılıyor. Kitap şu felsefeyi savunuyor: İnsan uyanınca rüyayı unutsa bile, rüyanın bıraktığı duygu gün boyunca onunla kalır ve iyileşme o duyguyla başlar. Rüyanın ilk sayfalarında gerçekten rüya görmeye başlıyorsunuz. Lakin tam konsantrasyon ve ilgi ile okuduğunuzda gerçek enfes bir hikaye olgusuna tanıklık ediyorsunuz. Bu kitabın ikincisi de var. Şimdi onu okuyacağım bakalım ayni hissiyatımı verecek. Tavsiyemdir. Keyifle Okumalar !
Edebiyat
Rüya Dükkânı - 1Mi-ye Lee · Peta Kitap · 2022407 okunma
"Maskelerin ardındaki insan."
5/10
·416 syf.··
2026 12. kitabı
Felsefe ile psikoterapinin tıp tarihi zemininde bu kadar kusursuz evlendirildiği bir başka eser var mıdır, emin değilim. Irvin Yalom, "Nietzsche Ağladığında" ile sadece kurgusal bir roman yazmamış; adeta okurun ruhuna, kendi hayatını sorgulatacak aynalar yerleştirmiş. Kitap, Lou Salomé’nin ricasıyla ümitsizliğe çare arayan Dr. Josef Breuer ile yalnızlığı bir zırh gibi kuşanan filozof Friedrich Nietzsche’nin yollarının kesişmesini konu alıyor. Ancak hikaye ilerledikçe kimin doktor, kimin hasta olduğu birbirine karışıyor. Karşılıklı bir "akıl düellosu" olarak başlayan diyaloglar, bir süre sonra iki insanın en çıplak, en savunmasız halleriyle yüzleştiği bir ruh ortaklığına dönüşüyor. Benim için kitabın kalbini oluşturan birkaç temel sarsıntı şunlar oldu: Saplantılar ve Yaşanmamış Hayatlar: Dr. Breuer’in Bertha saplantısı ile Nietzsche’nin Lou Salomé tutkusu... Yalom bize çok net bir şey gösteriyor: Bir başkasına duyulan aşırı saplantı, aslında insanın kendi içindeki boşluktan, yaşayamadığı gençliğinden ve ölüm korkusundan kaçma çabasıdır. Amor Fati (Kaderini Sevmek): Kitap boyunca kulaklarımızda çınlayan o soru: "Böyle bir hayatı, her detayıyla sonsuza kadar aynen tekrar yaşamayı ister miydiniz?" Kendi seçimlerinin sorumluluğunu alamayan, hayatını toplumun veya evliliğin sınırlarına hapsolmuş hisseden Breuer üzerinden, aslında hepimizin özgürlük korkusu yüzümüze vuruluyor. Yalnızlığın İki Yüzü: Nietzsche’nin o gururlu, kimseye muhtaç olmak istemeyen duvarlarının arkasında aslında ne kadar büyük bir "anlaşılma" açlığı olduğunu görmek can yakıcıydı. Onun ağlaması, zayıflık değil; insanın kendi sınırlarını ve incinebilirliğini kabul ettiği o muazzam özgürleşme anıydı. Üslup üzerine: Dönemin Viyana atmosferi, genç Sigmund Freud'un ayak sesleri ve satır aralarına
Nietzsche AğladığındaIrvin D. Yalom · Ayrıntı Yayınları · 202470bin okunma
10/10
·416 syf.··
2026 23. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 17:19
Nietzsche Ağladığında - Kitabın en güçlü yanı, kuru ve anlaşılması güç bir anlatımla değil; akıcı, sürükleyici ve duygusal bir hikâyenin içine ustalıkla yerleştirmiş olması. Sayfalar ilerledikçe karakterlerin değişimine tanık olmak, aslında insanın değişebilmesi için önce kendisiyle yüzleşmesi gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor. Neredeyse her sayfasının altını çizdim. Felsefe, psikoloji ve insan ruhunu böylesine akıcı anlatabilen nadir eserlerden.
Nietzsche AğladığındaIrvin D. Yalom · Ayrıntı Yayınları · 202470bin okunma
4/10
·120 syf.··
2026 48. kitabı
Kapak arkası tanıtım yazısı çok ilgi çekici. Bir fabrikada çalışan üç kişi, çalışma hayatının boğuculuğu, kanıksanmış kuralların, ilişkilerin, statülerin anlamsızlığını gözler önüne seriyor diyordu. Ama benim okuduğum kitap bunu gerçekten anlatıyor muydu? Emin olamadım. Olaylar o kadar karışık, zaman atlamaları öyle belirsiz ki, insan takip etmekte zorlanıyor. Gerçekten fabrikada ne iş yapıldığı belirsiz, iş tanımları saçma sapan, insanlar ne için oradalar anlaşılmıyor. Yaptıkları işler saçma sapan. Ama bundan rahatsızlık duymadan o saçmalığın içinde yer alıyor büyük çoğunluk. Sonuçta ne denilirse onu yaptıkları bir işleri var ve bunun karşılığında bir para alıyorlar. Ama bunu anlatmak için sayfalar boyunca yapılan laf kalabalığı gibi geldi bana. Zaman geçişleri, karakter değişiklikleri karma karışık. Yazarın ve çevirmenin emeğine saygımdan sonuna kadar okumak için direndim. Ama kesinlikle bana hitap etmedi. Sonundaki büyülü gerçekçi final ise tüm karmaşayı iyice anlamsızlaştırdı. Beğenemedim.
FabrikaHiroko Oyamada · Siren Yayınları · 202614 okunma