Sıradan bir kitap gibi başlayıp insanların iç dünyalarının ne kadar zengin olabileceğini gösteren bir kitap. Sınıf farklılıkları, yalnızlık, sanat, yaşamın anlamı, ölüm bize anlatıyor. Paris’te lüks bir apartmanda yaşayan 12 yaşındaki Paloma Jose ve apartman görevlisi Renee Michele ‘in gözünden anlatım yapılmakta. Paloma yaşına rağmen çok zeki çevresindeki yetişkinlerin iki yüzlülüğünü gören bir kız çocuğu. Hayatın anlamsız olduğuna inandığından 13 yaşında doğum gününde intihar etmeyi planlıyor. Michell ise apartmanın kapıcısı çevredekiler onu eğitimsiz silik biri olarak görürken, felsefe sanat edebiyat üzerine oldukça bilgili bir insan. İnsanların önyargısından dolayı bilgeliğini saklayan bir kadın. Apartmana taşınan japon komşu Kakura romanın dönüm noktasını oluşturuyor. Önyargının ne kadar kötü bir şey olduğunu gerçek zenginliğin para değil bilgi ve sanat olduğunu hayat her zaman karşımıza küçük karşılaşmalar çıkarabileceğiini unutmamamız gerekiyor. Okunması çok kolay ve bir o kadar da güzel bir kitap tavsiye ederim.
Kirpinin ZarafetiMuriel Barbery · Turkuvaz Kitap · 20129,8bin okunma
Cengiz Aytmatov’un Beyaz Gemi romanı, ilk bakışta masum bir çocuğun trajik sonunu anlatan bir taşra hikayesi gibi görünse de, aslında insanlığın en derin sorunlarını ve temiz kalma mücadelesini işleyen çok güçlü bir eserdir. Eser, Sovyet dönemi Kırgızistan’ı üzerinden, bürokratik yozlaşmanın ve doğadan kopuşun insan ruhunu nasıl çürüttüğünü çarpıcı bir biçimde gözler önüne serer.
Romandaki karakterler zıtlıklar üzerine inşa edilmiştir. Orozkul karakteri gücü, acımasızlığı, köksüzlüğü ve mülkiyet hırsını sembolize ederken; Mümin Dede ise saf iyiliği, köklere bağlılığı fakat aynı zamanda zalim otoriteler karşısındaki çaresiz baskılanıp boyun eğmek zorunda kalışını temsil eder. Kitapta asıl dikkat çeken şey, bu sert gerçekliği "Boynuzlu Maral Ana" mitolojisiyle harmanlamasında yatar. Mitoloji, burada sadece masalsı bir unsur değil; halkın hafızası, vicdanı ve ahlaki pusulasıdır. Maralın katledilmesi, aslında modern insanın kendi geçmişini, kutsallarını ve doğasını kendi elleriyle yok etmesinin bir dışavurumudur.
Çocuğun trajik sonu ise çok güçlü bir protesto olarak yorumlanabilir. Çocuk, yetişkinlerin dünyasındaki ikiyüzlülüğe ve vahşete uyum sağlamaktansa, saflığını korumak adına ölmeyi (veya kendi inancıyla balık olmayı) seçer. Eser, Türk kültür dünyasından bir parçayı da bize anlatıp bu hikaye üzerinden insanın yüzüne sert bir tokat gibi çarparken şu evrensel soruyu miras bırakır: Dünyanın hırsları uğruna daha kaç çocuğun hayallerini ve kaç maralın kutsallığını kurban edeceğiz? Her devirde güncelliğini koruyabilecek olan bu eser, insan kalabilme mücadelesinin en berrak aynasıdır.
Beyaz GemiCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 202387,6bin okunma
Kırsal alanda doğmuş ve büyüyecek birini hor görülmekten nasıl kurtarırsın? Tabii ki dışarda eğitim almasını sağlayarak ve yetiştirilme tarzını değiştirerek. İşte Hintock kasabasında bir kereste tüccarı olan baba Mr. Melbury’nin, kızı Grace Melbury için istediği de buydu. Köylü bir kız yetiştirmektense bir hanımefendi tabiri yerindeyse bir kurtizan (bkz. courtisane) yetiştirmek istemiştir. Bundan mütevellit onu eğitim görmesi için Exonbury şehrine göndermiştir.
Baba Melbury’nin geçmişine baktığımızda bir dostuna çok kötü bir şey yaptığını görüyoruz ve bu suçluluk duygusuyla da kızını, ölen bu dostunun oğlu ile -her ne kadar istemese de- sözlendirdiğini görüyoruz. Elma şıracısı ve kereste işiyle uğraşan köylü Giles Winterborne -isme dikkat ilerde lazım olacak- ile. Ama kimsenin bilmediği de bir şey var ki sefil işçi Marty South da sırılsıklam ona âşıktır. Giles’ın kalbi acaba kime aittir?
Bu orman köyünde aynı zamanda bir de doktorumuz Edred Fitzpears var. Kendisi doktor olmanın yanında hiç de kaba saba köylüler gibi değildir. Tıbbi ilimlerin dışında felsefe, metafizik, teoloji hatta kimilerine göre büyücülükle bile uğraşır. Yani kelimenin tam anlamıyla köylülerle göre bir beyefendidir.
Köydeki birçok mülkün sahibi, yurtdışına seyahatlari ile ünlü, zaten oradan bir yerlerden köye gelmiş bir de hanımefendi Mrs. Felice Charmond vardır ki Grace ile aşık atabilecek tek kadın odur köyde.
Verilmiş sözler, ihanetler, beyefendinin çekiciliği, üç kadın arasında dönen aşk oyunları, terk edilen bir âşık ve onun kalbinin gerçek sahibi, tesadüfler, orman yeşili, elma çırası ve daha fazlası…
Henüz okuduğum diğer klasiklerde göremediğim pastoral tema kitap içine öyle bir demlenmiş ki: Yeşilin tonları, ağaçlar, bodur çalılar, elma ağaçları, dökülen elmalar, yine başka başka
Geçenlerde Algernon'a Çiçekler’i bitirdim ve dürüst olmak gerekirse günlerdir etkisinden çıkamıyorum. Kitap dışarıdan bir bilimkurgu gibi duruyor ama alakası yok; bu tamamen kalbe dokunan, insanı hıçkıra hıçkıra ağlatan çok derin bir hikaye.
Ana karakterimiz Charlie o kadar temiz, o kadar nahif bir insan ki... Zekası ameliyatla dahi artsa, dünyanın en akıllı insanı olsa bile içindeki o sevgi dolu çocuk hep orada kalıyor. En çok canımı yakan şey de ne oldu biliyor musunuz? Çevresindeki insanların ona yaptığı onca kötülüğe, acımasızlığa rağmen Charlie’nin kimseden nefret edememesi. Herkesin kendince haklı bir yanı olduğunu düşünmesi, o kadar büyük bir saflık ve asalet ki insan kendi acımasızlığından utanıyor.
Tabii bir de kader ortağı, minik dostu fare Algernon var. Aralarındaki o vefa, o kelimesiz dostluk insanı bambaşka bir yerden vuruyor. Kitabın sonlarında Charlie'nin o mezara çiçek koyma hassasiyeti ve sonrasındaki o küçük vasiyeti... Gerçekten boğazımda kocaman bir düğüm bıraktı.
Bu kitap bana zekanın, bilginin, başarının eğer içinde empati ve sevgi yoksa hiçbir şey ifade etmediğini çok net gösterdi. İnce elenip sık dokunmuş, ağlatırken bile insanı daha iyi biri olmaya zorlayan muazzam bir hikaye. Kesinlikle okuyun, okutturun.
Tek bir oturuşta, adeta zamanı unutarak ve büyük bir tutkunun peşinden giderek bitirdim bu eseri. Nikola Tesla’nın kendi çocukluğunun saf koridorlarına geri dönmesi ve o dönemdeki içsel dünyasını tüm çıplaklığıyla nakşetmesi olağanüstüydü. Kitap, bir mucidin sadece neleri, nasıl başardığını anlatmıyor; aynı zamanda insan zihninin sınırlarını ve yaratım sancılarını felsefi bir derinlikle gözler önüne seriyor. Tesla’nın kronolojik bir akışla kendi varoluşunu ve buluşlarını böylesine samimi bir öz-yansıtmayla anlatması, dehanın arkasındaki insanı hissetmemi sağladı. Kendi sesinden kendisini dinlemek, bir zihnin evrenle kurduğu o gizemli bağı anlamak gibiydi. Nikola Tesla
BuluşlarımNikola Tesla · Say Yayınları · 20163,038 okunma
Her sayfada karakterlerle birlikte düşündüm, empati kurdum, sorguladım. Okurken kitabı elimden hiç bırakmadım sürükleyici ve akıcı. Özellikle insan psikolojisini konu alan muhteşem bir eser .
Günahın Üç RengiGülseren Budayıcıoğlu · Remzi Kitabevi · 201916,5bin okunma