"Daha çok yol var mıdır? Yoo, şu ilerideki nehri geçmek, şu yeşil tepeleri aşmak yeterlidir. Belki de varmışızdır bile. Şu ağaçlar, kırlar, şu beyaz ev belki de bizim aradığımız şeylerdir. Bir an, bunun doğru olduğuna inanıp, orada durmak isteriz. Sonra, kulağımıza ileride daha iyisinin olduğu çalınır ve tasasız bir biçimde yeniden yola koyuluruz."
"Yahu, ne biçim memleketteyiz be... Yaşasam, bırakmazlar ki yaşayayım... Ölsem, ölünmez. Zehirler etkisiz, trenler tarifesiz, havagazı gazsız... Peki biz kendimizi nasıl öldüreceğiz!" diye bağırdım.